Nevernight: Kuzgunun Gölgesi karanlık fantastik türünde intikam hikâyesine hazır mısınız?
Mia’nın küçücük yaşta her şeyini kaybedip intikam uğruna kendini böylesine ölümcül bir dünyanın içine atması onu sadece güçlü değil, aynı zamanda fazlasıyla duygusal bir karakter.. Çünkü okurken yalnızca öfkesini değil, içindeki o derin yalnızlığı da hissediyor insan. Sert görünmeye çalışan bir karakterin kırılmış taraflarını da göstermiş yazar.
Kızıl Kilise’de geçen eğitim sahneleri ise kitabın en sevdiğim kısımlarından biriydi. Her hocanın farklı yöntemlere sahip olması, öğrenciler arasındaki tehlikeli rekabet ve sürekli kime güvenip güvenemeyeceğini bilememe hissi merak uyandırıcıydı
Özellikle Mia’nın gölgelerle olan bağı ve “darkin” tarafı onu diğer karakterlerden tamamen ayırdı. Bu gücün herkeste olmaması da Mia’yı daha gizemli ve özel bir karakter hâline getirdi.
Kitabın kendi içinde yarattığı atmosfer gerçekten çok farklıydı. Üç güneşin altında geçen o karanlık dünya, ölü bir tanrının kemikleri üzerine kurulu şehirler, ihanetler, kan ve sırlarla birleşince ortaya oldukça etkileyici bir evren çıkmış. Okurken en çok Mia’nın intikam yolculuğunun nereye varacağını merak ettim.
Ama şu bir gerçek ki dipnotlar beni oldukça yordu. Kurguya tam anlamıyla adapte olmam biraz zaman aldı. Bu yüzden kitap uzun süre elimde kaldı; yaklaşık bir haftada bitirebildim. Özellikle başlangıç kısmında tempo benim için biraz yavaştı. Yine de bunun bir giriş kitabı olduğunu düşünürsek normal gibi.
Fakat kitabın son sayfalarına doğru olaylar bambaşka bir noktaya evrildi. O andan sonra hikâye beni tamamen içine çekti ve şimdi ikinci kitabı inanılmaz merak ediyorum. Mia’nın hikâyesi aslında simdi başlıyor