Puan vermedi·256 syf.····Okunma: 22 Mart 2026 15:49 Doğu Türkistan deyince yüreğin sızlamıyorsa ya mevzudan haberin yoktur ya da gözünü kapatmışsındır. Haberlerde dönen o ruhsuz 30 saniyelik kliplerle bu dert anlaşılmaz. Taha Kılınç, "Kayıp Coğrafyanın İzinde" kitabıyla tam da bu boşluğa mermi gibi dalmış. Turistik geziyi falan bırakın, bu bir şahitlik metni.
Kitabın Özü
Kılınç; Kazakistan'dan geçip Kaşgar, Urumçi, Turfan gibi ata topraklarına adım atıyor. Ama öyle "buranın kebabı meşhur" tadında bir yazı değil bu. Çin'in sistematik asimilasyonunu yerinde görmüş. En çarpıcı olanı da şu: Yazar sadece anlatmıyor, belgeliyor.
Beş yıl önceki cami fotoğrafıyla bugünkü otopark halini yan yana koyuyor. Mutfak bıçağına QR kod basılan, yaşlıların Mao kasketine zorlandığı, her adımın izlendiği bir açık hava hapishanesinden bahsediyoruz.
Akılda Kalanlar
Teknolojik Pranga: En basit kesici alete bile kimlik tanımlanması, koca bir milletin "potansiyel suçlu" görülmesi demek.
İnanç Özgürlüğü Masalı: Kağıt üstünde açık görünen camilerin fiilen nasıl kapatıldığını, halkın içeriyi görmesinin bile nasıl engellendiğini net bir şekilde ortaya koyuyor.
Ata Mirasına İhanet: Kaşgarlı Mahmut’un, Yusuf Has Hacip’in kabirlerinin içler acısı hali; Çin’in Türk tarihini silme operasyonunun özeti.
Gazeteci Gözü: Kitap, uydu görüntüleri ve fotoğraflarla desteklendiği için boş bir ajitasyondan öte, belgesel tadında sağlam bir zemine oturuyor.
Neden Okumalı?
Taha Kılınç’ın dili mermi gibi; net ve dolambaçsız. Akademik ağdalardan uzak, meselenin tam kalbine dokunuyor. Çin’in bu kitabı engellemeye çalışması bile eserin ne kadar can yaktığının kanıtı. "Çin'de her şey yolunda" diyenlerin yüzüne gerçekleri çarpmak için, Türk dünyasına ilgi duyan herkesin bu tanıklığa kulak vermesi şart.