Açıkcası eseri gördüğümde sanki çok benlik değil gibi gelmişti. Kesin elimde sürünür diye düşünmüştüm. Ama aksine çok akıcı bir eser çıktı.
Fantastik türündeki kitaplar bana kafa karıştırıcı geliyor. Hele de çeviriyse beynimde olay örgüsünü oturtamıyorum. Bu kitapta hiçte öyle olmadı. Çevirisi de gayet anlaşılır ve güzeldi.
En çok hoşuma giden yanı ise insanoğlunun hayatındaki olayların fantastik dünyaya çok güzel bir şekilde uyarlanmasıydı. Kadın erkek eşitsizliğinini bu anlamda eser çok iyi işlemişti. Aynı şekilde tahta geçerken kardeşlerin verdiği mücadeleler de büyülü dünyaya gerçeklik katmıştı.
Her zaman bazı konularda kendi toplulumuzu çok eleştiririz. Ancak bu eseri yabancı bir yazarın ortaya çıkardığını düşünürsek aslında bizim ülkemize özgü olarak düşündüğümüz sorunlar tüm dünyada mevcut. Yani insanoğlunun kaderi gibi. Bazı noktalarda bu benim dikkatimi çok çekti.
Özellikle Yin Wei karakterinim bir kadın olarak mücadelesi ve cesareti çok hoşuma gitti. Ailesini kıtlıktan ve fakirlikten kurtarmak için prense seçilecek cariyelerden biri olmak için mücadeleye başlarken bu kadar azimli olacağını düşünmemiştim.
Acımasızlığıyla bilinen prens Terren’i, Yin Wei’nin ailesinin karnı doyması için eş olarak kabul etmesi büyük fedakarlıktı. Tabi cariye adayları arasından elenmeden seçilmesi de hiç kolay olmadı.
Saraya geldiğinde verdiği mücadelelere hemen hergün devam etti. Hem kıskananlar tarafından hemde bir pirinçcinin kızı olması sebebiyle hep küçümsendi. Ancak Yin Wei cesaretiyle her olaydan alnın akıyla çıktı.
Peki sarayda daha sonra neler oldu dersiniz ?
Hepsi eserin devamında.
Fantastik kurgu sevenlerin çok beğeneceğini düşünüyorum.