İnsan modern hayatın içinde çoğu zaman yorulduğunu sanıyor. Ama bazen mesele yorgunluk değil; kalbin sürekli dışarıya akması oluyor.
Sürekli maruz kalıyoruz... görüntülere, fikirlere, hızlara, gündemlere, beklentilere. Zihin doluyor fakat insanın iç tarafı giderek sessizleşiyor.
Tasavvufun asırlardır dikkat çektiği meselelerden biri de bu aslında:
İnsan, dış dünyayı tanırken kendi hakikatine yabancı kalabiliyor. Çünkü herkes bir şeylere yetişmeye çalışıyor. Zihin doluyor ama kalp aynı oranda derinleşmiyor. Hatta bazen insan, her şeye yetişirken kendinden uzak düşüyor.
Bugün birçok insanın içinde tarif edemediği bir boşluk hissi var.
Her şey var gibi ama insan yine de tamamlanmış hissetmiyor. Belki de bunun sebebi, insanın sadece bedenini ve zihnini besleyip ruhunu uzun zamandır ihmal etmesi.
Tasavvufta "gaflet" denilen şey bazen tam olarak bu oluyor. İnsan yaşadığını sanıyor ama aslında sadece oyalanıyor.
Kalp sürekli dünyaya dağıldığında, insan kendine yabancılaşabiliyor.
Fakat bazen küçücük bir idrak bütün yönü değiştirebilir. İnsan bir anda durup fark eder:
Hayat dediği şey sadece tüketmek, yetişmek ve geçinmekten ibaret değil. Kalbin de bir yönü var.
Ve insan en çok neye yöneliyorsa zamanla ona dönüşüyor.
Belki de gerçek farkındalık, insanın kendine dürüstçe bakabildiği o anda başlıyor.