Avelina Lésper'in Çağdaş Sanatın Sahtekarlığı adlı eseri, estetik bir eleştiriden ziyade, sanat piyasasının üzerine kurulu olduğu ideolojik ve ekonomik illüzyonu ifşa eden bir manifesto niteliğinde. Lésper’in en temel itirazı, sanatın teknik beceriden (techné) koparılmış olmasıdır. Marcel Duchamp’ın pisuvarı ile başlayan süreci, sanatın intiharı olarak görür. Ona göre, eğer bir eseri anlamak için yanında bir sayfa metin okumamız gerekiyorsa, o eser kendi başına başarısızdır. Sanatçının el emeğinin ve yıllar süren disiplininin yerini "fikir" almıştır. Ancak Lésper, "Fikir her yerdedir, onu sanat yapan formdur," diyerek bu durumu sertçe eleştirir.
Kitapta çağdaş sanatın değerini belirleyen şeyin eserin kendisi değil, kurumsal onay mekanizması olduğu vurgulanır. Lésper, küratörleri modern zamanın simyacılarına benzetir. Sıradan bir çöpü, müze duvarına koyarak altına yazdıkları teorik jargonla sanata dönüştürürler. Kitap, bu teorik jargonun (karmaşık ve çoğu zaman anlamsız terminolojinin) izleyiciyi cahil hissettirmek ve sorgulamasını engellemek için kullanılan bir kalkan olduğunu savunur. Lésper, çağdaş sanatın bir estetik disiplinden çok bir spekülasyon aracı haline geldiğini söyler. Bir eserin fiyatı, onun niteliğinden değil, koleksiyonerlerin vergi muafiyeti ve kara para aklama gibi finansal manevralarından kaynaklanır. Yazar, rastgele fırlatılmış bir boyanın veya sergilenen bir cesedin sanat sayılmasının, estetiğin demokratikleşmesi değil, sanatın değersizleşmesi olduğunu savunur. Avelina Lésper’in incelemesi, okuyucuda sanat galerisinde gezerken hissettiğiniz o "Bunu ben de yaparım ama neden bu kadar pahalı?" duygusunu meşrulaştırır. İzleyiciye, kendi gözlerine güvenme yetkisini geri verir. Bu durum herkesin sanatçı olabileceği yanılgısına yol açarak sanatçının yeteneği, emeği ve ortaya koyduğu disiplin değersizleştirilir. Ona göre çağdaş sanatın büyük bir kısmı; yeteneksizliğin deha, boşluğun derinlik ve rastlantının kompozisyon olarak pazarlandığı koca bir yalandır. Küratörlerce hazırlanan güzel bir metinle, güzel bir ortamda(müzelerde) herşey sanat olarak pazarlanabilir. Bu durum "eğer her şey sanatsa, hiçbir şey sanat değildir" sonucunu doğurur. Bu açıdan kitap, sadece bir sanat eleştirisi değil; aynı zamanda tüketim toplumunun, sorgulamayan bireyin ve "anlam" icat etme zorunluluğunun sosyolojik bir otopsisidir.
Eğer estetik bir eserin karşısında sessiz kalıp sadece "hissetmek" yerine, bir kullanım kılavuzuna ihtiyaç duyuyorsanız, Lésper’e göre kandırılıyorsunuz demektir.