Fakir Baykurt'un "Yüksek Fırınlar" adlı eseri, Türk edebiyatının toplumcu gerçekçi damarının en güçlü örneklerinden biridir. Yazarın "Duisburg Üçlemesi"nin ikinci kitabı olan bu roman, Almanya'daki Türk işçilerin yaşam mücadelesini sadece bir uyum sorunu olarak değil, aynı zamanda sınıf bilinci ve endüstriyel çalışma koşulları üzerinden ele alır. Baykurt, madenlerin ve demir-çelik fabrikalarının boğucu atmosferini, işçilerin hem fiziksel hem de ruhsal olarak nasıl bir "yüksek fırında" piştiğini ustalıkla resmeder.
Eserin en çarpıcı yönü, gurbetçiliği sadece hüzünlü bir ayrılık hikayesi olmaktan çıkarıp, politik ve ekonomik bir zemine oturtmasıdır. Karakterlerin fabrikadaki ağır mesaileri ile gurbetteki yabancılaşmaları arasında kurulan bağ, okura o dönemin sosyo-ekonomik tablosunu çok net bir şekilde sunar. Fakir Baykurt’un yalın ama bir o kadar da derinlikli diliyle örülen bu hikaye, emeğin kutsallığını ve insanın her türlü zorluğa rağmen onurunu koruma çabasını anlatan zamansız bir başyapıttır.