Önündeki her işi hakkıyla yapmak için en ince ayrıntısına kadar titizlikle düşünen bir yazarın ilk eseri: "Fazla Uzaklaşmış Olamaz".
Kitabı okuyup bitirdiğimde Kevser'le paylaştığım ilk yorum, eserinin asla bir ilk kitap gibi olmadığıydı. Sonraki okumalarımda da bu fikrim hiç değişmedi.
Yazarın uzun zamandır kalbinde ve zihninde demlenen öyküler, bir gergef üzerinde nakış gibi işlenerek önümüze seriliyor. Bir öykü kitabının tamamında birbirinden bağımsız öyküleri birbirine teğelleyerek ortak bir atmosfer yakalamak ciddi bir emek ve başarıdır bana göre. Yarası kendinden menkul öykü kahramanlarını bir araya getiren bir evren kuruyor Kevser bu kitapta, adı: "Handelibe". Anneler soluksuz, bir akvaryumda yaşıyor; babalar ceylan uykusuna yatarak ölüyor burada. O babaların sırtında gökyüzüne uzanıyor çocuklar. Mazlumlar, görmezden gelinenler, yaşamın arkasından dolanarak kendi yolunu yürüyenler. Durmaksızın yitiğini arayan aile üyeleri. Kevser Hattatoğlu'nun kurduğu bu dünyada soluk alıp veren her bir karaktere şefkatle uzatmak istediğimiz yara bantları var. Kabuğun üstünü örtmeden evvel haklı haksız ayırmadan, üflemek istiyoruz o yaralara.
Anlatacağı ne varsa dramatize etmeden ama yüreğimizin telini hafifçe titreterek yapıyor Kevser. Öyküleri parça tesirli uyarısı yapmalıyım, her okuduğumda sonunu bilmeme rağmen etkisi hiç azalmıyor. Beni etkileyen şey, cümlelerin ustalıkla kurulması değil yalnızca. Kalemden evvel yürekle yazılmasında asıl gücü, buna eminim. Bir dostun satırlarında onun incelikli dokunuşunu, samimiyetini, yer yer muzipliğini yakalamak, bana bir okur dost olarak ayrıcalıklı hissettiriyor. Kurmacadaki becerisini, sözü hiç yormadan bir yerden alıp başka yere götürüşünü çok seviyorum ve bundan sonra yazacakları hakkında heyecanlanmadan edemiyorum, çünkü Kevser Hattatoğlu'nun bizi tanıştıracağı daha bir sürü öykü ve bir sürü kahraman var
#öykü