Gönderi

10/10
·224 syf.··
2026 40. kitabı
Bugün masamda İsmail Hoca’dan okuduğum üçüncü kitap var. Kendisinin daha önce okuduğum diğer iki kitabından o kadar çok etkilenmiştim ki, sonrasında zaten bütün kitaplarını satın alıp kütüphaneme dahil ettim. Bu kitap da benim için yine her zamanki gibi ufuk açıcı ve harika bir okuma deneyimi oldu. Ancak bu eserin yeri biraz daha farklı; çünkü beni okurken aynı zamanda bir sürü yeni kitaba ve meraka sevk etti. Gılgamış’ın izini sürerken Homeros’un İlyada’sını, Akhilleus’un hikâyesini ve mitolojinin o en gizemli figürlerinden biri olan Lilit’i mutlaka okumam gerektiğini anladım. Bir kitabın biterken sizi başka kapılara böylesine güçlü bir arzuyla yönlendirmesi, gerçek bir entelektüel şölenin en büyük kanıtı. İsmail Gezgin, bu çalışmasında Gılgamış destanını sadece antik bir metin olarak değil, *Homo sapiens*’in varoluşsal serüveni olarak ele alıyor. İnsanın dünyayla kurduğu "bilme" arzusunu merkeze alarak, Gılgamış’ı bu kadim arzunun bir sözcüsü olarak konumlandırıyor. Mezopotamya’nın binlerce yıl önceki evren algısını ve iktidar rejimlerini inşa eden bu kurucu mitin, bugün bile yaşamımızı şekillendiren temel paradigmaları nasıl içinde barındırdığını gösteriyor. Kitapta özellikle altını çizdiğim bir bölüm var ki, bugünün dünyasını anlamak adına adeta bir anahtar niteliğinde. Hoca, içinde bulunduğumuz cinsiyetçi ve ırkçı şiddetin kökenlerinin, binlerce yıllık arkeolojik enkazın altındaki o kadim kültürlere ve inançlara dayandığını çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Tarım kültürüyle birlikte kadın bedenine uygulanan şiddetin mitler aracılığıyla göklere yükseltilmesi, tanrısal bir kurguyla kutsanması ve sonra tekrar yeryüzüne "meşru bir inanç" olarak dönmesi, şiddetin kaynağının ne denli derinlere kök saldığını kanıtlıyor. Bu zihinsel kodların izini sürmek, bugün kadın kimliğine reva görülen şiddetin tesadüf olmadığını, aksine binlerce yıllık bir kurgunun devamı olduğunu anlamamızı sağlıyor. İnsanın sonsuz yaşam arzusu ile ölümün kaçınılmazlığı arasındaki o ince çizgiyi anlatan bu eser, ölümsüzlük arayışının sonunda ulaşılan "doğru yaşamın" ancak ölüm gerçeği ve bu köklü yüzleşmeler üzerine inşa edilebileceğini gösteriyor. Ölümden kaçış yollarının trajik bir farkındalıkla yeniden ölüme bağlandığı bu öykü, uygarlık tarihimizin en eski ve en sarsıcı tanıklığı olarak karşımıza çıkıyor. Peki, bu kitabı kimler okumalı? Mitolojinin sadece eski bir öykü değil, bugünkü zihinsel kodlarımızın ve toplumsal yapımızın temeli olduğunu görmek isteyen herkes bu kitabı okumalı. Antropoloji ve psikoloji meraklılarının yanı sıra; sistemin, özellikle de kadına yönelik şiddetin binlerce yıllık köklerini merak edenler için bu eser sarsıcı bir rehber niteliğinde. İnsanın varoluşsal sancılarını ve ölümsüzlük arayışını derinlemesine keşfetmek isteyen her okura gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum.
Gılgamış: Homo Sapiens’in Trajik Öyküsüİsmail Gezgin · Pinhan Yayıncılık · 20258 okunma
·
41 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.