Sanırım burada analizini yapacağım ender kitaplardan biri olacak. Ve bu ilk analiz ederek yorumlayacağım kitap.
Lütfen mazur görün biraz uzun yazdım. Okumayan için spoi de teşkil edebilir. Anlayışınıza sığınıyorum.
Ben genelde düz bir okuyucu değilim. Okuduğum bir şeyi maalesef ki okuyup geçemiyorum. Okurken bir kelimeye saatlerce takılıp kalabilirim, o kelimeye, her şeyden bağımsız yüzlerce anlam yükleyebilirim. Tek kelime ile kendi sınırlarımı zorlayacak bağlantılar bile kurabilirim. Bu yüzden okuduklarımı çok analiz ederek yorumlamayı düşünmüyorum. Arada istisnai durumlar olabilir. Parmaklarımı durduramadığım, zihnimi susturamadığım konular oluyor. Bu kitapta tam öyle. Çok eminim bu kitabı yazacaklarım şekilde neredeyse kimse okumadı. Ama ben bağlantıların - daha ziyade bu tarihi gerçeklerin bilincinde olarak kitabı okuduğum için, yazarak içimi dökme ihtiyacı hissettim. Çünkü Charlie gibi "sözcüklerin ağzımın içinde büyüdüğünü hissediyorum."
Öncelikle kitapta metafor olarak gördüğüm tek bir unsur vardı. Aslında her şey özüne döner. İlerledikçe yol aldıkça gerilememiz her şey başladığı yerde biter hayat ileriye doğru koşarken başladığımız yere gideceğimiz...Topraktan geldik toprağa gideceğiz gibi. Aslında hepimiz bir Charlie'yiz bu dünyada.. Ve Charlie'nin aksine dönüşümümüzün geriye olacağının farkında değiliz.
Kitabın konusuna gelecek olursak aslında kitabın bir yaşamdan makale olduğu biliniyor. Lakin detayları kitapta ki kadar dürüst ve motivasyon edici miydi sanmıyorum. Kitabın yazarının kesinlikle kitapta yer alan profesörlerden biri olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki kitapta satır aralarında dikkatimi çeken çok fazla detay olmuştu. Yazar vicdan rahatlatmak yada bir denek üzerinden başarısını ölümsüzleştirmek mi istediği için mi kitabı yazdı? Benim için en az Charlie kadar bu detay da çok önemliydi. Yazar Keyes'ın bir akademisyen, laboratuvarda çalışan bir bilim insanı, bir araştırmacı olduğunu muhtemelen okurlar biliyordur. Ama yazarın aynı zamanda Askeri geçmişi olan bir Amerikalı olduğunu muhtemelen kimse araştırmamıştır. Yada hikayenin Japonya'ya atılan atom bombası döneminde ortaya çıktığı? Bunlara neden mi değiniyorum? Bunlar çünkü kitabın yazılmasında ki en büyük ana sebep. Bilmeyenler için Japonya'ya atom bombası atıldığı sırada Japonya'da 731 birimi olarak adlandırılan; Japonya'nın, Asya'dan sürgün ettiği ülkelerde ki insanları canlı canlı denek olarak kullanmalarıydı. İlginçtir ki Atom bombasından sonra Japonlar, öğrenilmesini istemedikleri için yakarak yok etmeye çalıştıkları bu labaratuvarları, Amerika çoktan öğrenmişti. Ve Japonya ile Amerika, Japonya'nın insan denekleri raporlarının tüm belgelerini alma karşılığında anlaşmaya varmışlar. Peki denek olarak kullanılan insanlara ne oldu? Ve bu süreçte yazarımız Keyes'de ilginçtir ki Amerika ordusunda yer alıyor. (Kitapta askeriyede yer alan proflardan bahsedilmesi dikkatimi çekmişti) ayrıca daha sonra Amerikada sırf bu araştırmalar için labaratuvarlar kurulmuş. Ve yazarımız Keyes araştırmacı olarak yine bu labaratuvarlarda görevli olarak alıyor. Fazla mı tesadüf oldu acaba? Bu labaratuvarda "İnsan denekleri" üzerine araştırma yapılıyor. Lakin herkesin elini kolunu sallayıp içeri giremediğ,i bilginin dışarıya sızmadığı. Gizli bir labaratuvar. Takdir edersiniz ki o dönemde ilk kimyasal ilk insan denekleri ortaya çıkıyor. Ve dünyanın o dönem için henüz bunlardan haberi yok. Böylesine ciddi bir konuda birebir bu deneklerle iletişimde olmayan biri böyle gerçek bir konuyu nasıl kitaplaştırabilir. Ki raporlarında o dönemde henüz makale olarak yayınlanması söz konusu bile değil. Kaldı ki laboratuvarda askeri ve akademisyenler dışında neredeyse kimsenin haberinin olmadığı bir dönem. Velhasıl kelam Bu kitap basıldıktan sonra yine çok ilginçtir ki, kitabı çocukları gibi benimseyen seven ve öven hatta film ve dizilerine uyarlayan yine japonlar olmuş. Neden? Kitapta dikkatimi çeken çok özenli bir detay vardı. Charlie'nin zeka geriliğinin ana sebebinin "kimyasal" olması gerçeğiydi. Bomba Amerika'ya değil japonyaya düşmüştü. Hikayede geçen Charlie, Amerikalı bir aileden ziyade, topraklarından bile sürgün edilmiş olabilirdi, hatta tek değildi. Ve Charlie zaten beni yerle bir ederken bu olasılığın farkındalığıyla kitabı okumak... Şimdi yazar tam olarak kitapta yer alan hangi sözde bilim insanıydı? Charlie'nin ilk andan beri sevmediği Nemur mu? Nemur'un asistanı Brut mu? Yada psikolog Staruss mu? Bütün bunları yapan sözde Bilim insanları gerçekten insan mıdır? yaptıkları bu vahşetlere bilim demek ne derece doğru kabul edilebilir? Gerçekten insanlığa zarar vererek insanlık adına çalıştıklarını söylemelerine alkış mı tutmalıyız? Farkındalık çok zorlayıcı, yorucu ve tüketici bir şey. 731 Unit olaylarını bir kere bile araştırdığınızda bir kitaptan fazlası olduğunu, bir çok kurgunun [kitap dizi film] bu gerçek tarihi vahşetten esinlenildiğini fark edersiniz. Bu kitap 731 Unit vahşetinin zirvesidir benim için.
Charlie de bu vahşete direnirken insanlığını sorgulamak zorunda kalan savaşçı bir insandı. Görülmeyen bir kobay değil masum bir candı.
"Bir şey için dua edeceğim umarım artık incinmezsiniz"