Merhabalar
Bugün sizlere harika bir genç fantastik kitabıyla geldim. Sevgili yazar @aslicorbacii kalemiyle tanışma kitabım olan Yirmi Birinci Koment. Kitabın resmen üslubu var kelimeler okadar özenle seçilmiş ki okurken aşırı keyif aldım.
Kitaba ilk başladığımda yıllat önce çok sevdiğim bir film geldi aklıma. Gerçi şimdide çok seviyorum. Ama kitabı biraz ilerletince olaylar farklı boyutlara geçiyor. Film geride kalıyor.
Sıradan bir hayatı olan Anna genç bir üniversite öğrencisidir. Annesi annesi ve babası ile yaşam süren bir pilot kızı.
Bir okul günü Anna’nın hayatının aniden değişmesiyle başlar herşey. Anna içine kapanık, kitaplarıyla yaşayan, sakin bir kızdır.
Ancak bir gün karşılaştığı gizemli bir kişiyle birlikte hayatı tamamen altüst olur. Kalbinde bilmediği bir kelebeklenme yaşanır ki bu kaçınılmaz.Bu karşılaşma sıradan değildir.
Çünkü Anna, bu kişiyle karşılaştığında hem fiziksel hem zihinsel olarak garip şeyler yaşamaya başlar.
Baş dönmesi, kulak uğultusu, yoğun bir çekim hissi.
Bu durum aslında onun başka bir dünyaya, başka bir gerçekliğe bağlı olduğunun işaretidir.
Aynı anda okula üçlü iyi grup üçlü kötü grup geldi diyebiliriz. Ama hepsinin ama belli Yirmi birinci Koment. Jane, Colin ve Eden ile git gide yakınlaşan Anna artık ne arkadaşlıktan ne aşktan kaçamaz. Günler geçip herşey güzel giderken Eden birden uzaklaşmaya başlar. Anna'nın gördüğü rüyalar artar artık kendisini eskiye nazaran daha kötü hisseder. Okulda ağladığı gün olan olay...
Evet aranan Koment ağlayınca güller yanıp gökyüzüne yükseliyormuş buna tüm okul şahit olunca Elena direk emin adımlarla Anna'nın olduğunu düşündü. Ve peşine düşüp ansızın onu içinden çıkamayacağı bir zaman dilimine fırlatır. Neyseki son anda Eden yetişir. Eden artık herşeyi anlatmaya kararlı.
Peki Anna bu duyduklarını kaldırabilecek mi dersiniz?
Aşk mı yoksa geri durmak mı?
Ben merakla serinin ikinci kitabına koşuyorum ara ara kafam karışmadı değil ama çok severek okuduğum güzel akıcı bir kitap bırakıyorum sizlere.
“Daha önce hiç görmediğim bir yüzdü… Bakışları saf ve berrak bir şelale gibiydi… Bana bakışı içimde bir şeyleri kırıp geçiyordu.”