Gönderi

Puan vermedi·494 syf.··
2026 31. kitabı
#CharlesDickens #ikiŞehrinHikayesi #İşbankasıYayınları "Vakti gelince kaplanı ve şeytanı salarsın fakat o zamana dek kaplanı ve şeytanı kimseye göstermeden zincirli ve her daim hazır tut." "Eğer bir kediyi susatmak istiyorsan yapılması gereken ona süt göstermektir. Bir gün bir köpeğin avını yakalamasını istiyorsan yapılması gereken ona avını göstermektir." * * * * * * * * * Merhaba sevgili dostlar 🪽 İki Şehrin Hikayesi; sizleri daha ilk satırda Paris’in barut kokulu sokaklarına ve Londra’nın sisli yollarına davet ederken , insan ruhunun en karanlık yönleri ile en aydınlık zirveleri arasında çekilmiş dev bir halat çekme oyununa cesurca bir dalış yaptıracak.. "Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi. Umudun baharı umutsuzluğun kışıydı." kesiti ile Dickens, daha ilk baştan müthiş bir karşıtlık ile karşılarken biz okurlarını , aslında sadece bir dönemi anlatmıyor.. Bir yanda sanayi devriminin çarklarıyla ağır ağır dönen, düzenin ve bilimin şehri Londra; Diğer yanda ise açlığın, öfkenin ve yaklaşan giyotinin gölgesinde titreyen Paris... Tam bu noktada kitap, bir roman olmanın çok ötesine geçip; bir çağın röntgeni, insanlık tarihinin DNA’sı gibi , vakur bir şekilde karşımızda duruyor. Metne girdiğiniz an burnunuza sadece tozlu sayfaların kokusu gelmez.. Dickens öyle güçlü bir atmosfer kurar ki, açlık; Bu kitapta sadece mideyi guruldatan bir his olmaktan çıkar.. Ve bu sefaletin tam karşısında, halkın acısına bir altın fırlatarak karşılık veren aristokrasinin o buz gibi kibri vardır... İşte o fırlatılan altın, aslında Fransa’yı yakacak olan devrimin ilk kıvılcımı oluyor.. Bu zıtlık ağı sadece Londra ve Paris ile sınırlı kalmıyor elbette.. Yazar merceğini en derine, toplumun kılcal damarlarına kadar indiriyor.. Yıllarca bastırılmış ,sindirilmiş, açlığa, yoksulluğa, sefilliğe maruz bırakılmış halk sıkışmış bir gaz gibi patlayarak , Paris'in ve Fransa'nın sokaklarına yayılır.. Halk ise yakaladıkları bütün zenginleri, aristokratları giyotine gönderir.. Peki bu soyut yapıyı ete kemiğe büründüren kimlerdir.. Karşımıza ilk Marke Centreminde çıkıyor.. O; sizin bildiğiniz öyle sıradan kötü bir karakter değildir.. O, çökmekte olan bir sistemin vücut bulmuş halidir. Tabi her gücün bir de karşı gücü olmalı öyle değil mi Marke'nin tam karşısına ise eserin kırılma noktasındaki meyhane sahibi, Madam Defarj'ı koyuyor. O; bir örgüden çok daha fazlası.. Onun elindeki örgü şişleri, yumuşacık bir hırka , bir kazak veyahut bir atkı örmüyor. O ,ilmek ilmek, düğüm düğüm intikamı dokuyor. Onun attığı her ilmek, giyotine gidecek bir ismin sembolüdür. Onun örgüsü, kaçınılmaz sonun kefenidir. 🫯 O ; yüzyılların öfkesini biriktiren, kana susamış bir adaletin çığlığı, ezilmişliğin isyana dönüşmüş halinin ta kendisidir * * * * * * * * * Fakat tüm bunlara karşın, karanlık bir gecede başlayan hikâyenin kalbi, o unutulmaz finalde atar Sydney Carton : "Diriliş de benim, hayatta" diyen "Diriliş ve yaşamın" sembolü olan .. Kendi hayatını bir hiç uğruna harcamış görünen o adam, öyle bir fedakarlığa imza atar ki "Şimdi yaptığım, bugüne dek yaptıklarımın hepsinden çok daha iyi bir şey; şimdi gideceğim yer, bugüne dek bildiklerimin hepsinden çok daha huzurlu bir istirahat." * * * * * * * * * "Dünün mağduru, bugünün zalimi olur mu?" sorusunun can yakıcı cevabı romanda ete kemiğe bürünürken; Dickens, kitabın sayfalarından üzerimize kan sıçratacak kadar gerçekçi betimlemeleriyle bizi sarsarken, aslında hepimize aynı soruyu soruyor: Kaosun ortasında insan kalabilmek mümkün müdür Hazırsanız, 1775 yılına, tarihin iki farklı yöne aktığı o kırılma noktasına gidelim. Giyotinlerin gölgesinde, sevginin ve fedakarlığın en saf halini birlikte keşfedelim.
1000Kitap
İki Şehrin HikâyesiCharles Dickens · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202376,5bin okunma
·
59 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.