Tarih yapmak ve tarih yazmak birbirinden çok ayrı işlerdir. Tarihi ne kadar yapsanız da, tarihte neler yapsanız da bunu doğru bir şekilde yazıp, aktaramazsanız kendi milletinizin evlatları bile sırf değişen dini inançlarından sizi yakıcı yıkıcı olarak anacaktır.
İlk bin yılda Türklerin göçleri hakkında ne kadar detaylı bilgimiz var ki bunların yakıp yıkmaya dayalı olduğunu söyleyebiliyoruz? O dönemin Türkleri hakkındaki bilgilerimizin büyük çoğunluğu yabancı kaynaklardan, bu kaynaklardakiler de çoğunlukla kulaktan dolma bilgilerdir. Çin kaynaklarında Türklerin yağma yaptıkları yazar. Zaten savaşma amaçları kaynak ve ganimet kazanma. Bu dönemdeki en büyük göç olarak Attila'ya kadar olan Hun göçünü sayabiliriz ki gotlar, cermenler ve romalılara baktığımızda o dönemde savaş haricindeki davranışları gayet insani ve normal. İslamdan sonraki en büyük göç moğol baskısı ile artan göçtür. Öncesinde de Türkler gayet fazla göç ediyorlar. Anadoludaki Türk varlığını 7.yüzyıldan başlatanlar bile vardır. 9.yüzyılda Bağdat'taki İslam halifesine Türk komutanların emir verdiği, yönlendirdiği, güçlü olmak isteyenin Türk komutanlar ile arayı iyi tutması gerektiği de bilinir.
Bu göç hareketleri hiç durmadan devam ediyor zaten, İslam ile bir alakası yok. Dönemine göre artıp dönemine göre azalıyor, hatta en büyük azalma mezhepçi Yavuz Selim politikalarından sonrasıdır. En çok da moğol baskısı artırmıştır bu göç hareketlerini, yani yine İslam ile bir alakası yoktur.
Tarih okumak isteyebilirsiniz, okuduğunuza göre kendinizi şekillendirebilirsiniz. Bundan daha güzeli, kendi kafanızdakine göre tarihi de şekillendirebilirsiniz. Ancak iki durum arasındaki fark sizin geçmişten aldığınız derse göre gelecekte atacağınız adımları çok etkileyecek ve yanlış-doğru yapmanız arasındaki farkı belirleyecektir.