Kimsesizler Coğrafyası benim için yaşadığımız büyük acıları ve insanın tüm bu yıkımlar karşısında nasıl ayakta kalabildiğini anlatan çok etkileyici bir roman oldu.
Kitabın ilk sayfalarından itibaren kendimi Hatay’daki enkazın başında hissettim. 6 Şubat depremlerinin ardından başlayan roman; Iraklı Ali’nin yaşam öyküsüyle birlikte savaşın, göçün, kayıpların ve yoksulluğun iç içe geçtiği derin bir anlatıya dönüşüyor. Bir yanda deprem, bir yanda savaş; bütün bu karanlığın içinde ise insanı hayata bağlayan sevgi ve umut var.
En çok etkilendiğim nokta, yazarın acıyı anlatırken umudu da aynı güçlü şekilde hissettirmesi oldu. Enkazın ortasında insan kalabilmenin, sevdiklerine tutunmanın ve bekleyişin ne kadar derin bir duygu olduğunu satır satır hissettim.
Zekeriya Çetin’in sade ve akıcı anlatımı, romanı çok daha etkileyici kılıyor. Okurken yalnızca olayları takip etmedim; karakterlerin acılarını, özlemlerini ve umutlarını da içimde yaşadım.
Ben Kimsesizler Coğrafyası’nı çok beğendim. Depremi, savaşı ve göçü anlatırken insanın direncini, sevginin gücünü ve her şey yıkılsa bile geriye insanlığın kaldığını anlatan, uzun süre etkisini üzerimde taşıyacağım çok güçlü bir roman.