Selam 1K… Bugün ele almak istediğim konu: enflasyonun sosyal hayata etkisi. Bu hepimizin bir şekilde muzdarip olduğu bir mesele. Ama biraz daha derine inmek gerekiyor bence. Çünkü enflasyon yalnızca ekonomik bir problem değil. Hatta en tehlikeli tarafı ekonomi kısmı bile değil; insanı ve toplumu değiştirmesi. İnsanların birbirine bakışını, konuşmasını, güvenmesini, hatta hayal kurma biçimini değiştirmesi… Çünkü bazı şeyler sadece cebimizden eksilmekle kalmıyor; karakterimizden, sabrımızdan ve toplumsal bağlarımızdan da eksiliyor.
Eskiden televizyonlarda “enflasyon canavarı” diye yeşil bir dinozor gösterilirmiş. Belki çocukken sizlere biraz komik gelen o figür, yıllar sonra toplum psikolojisini anlatan gerçek bir metafora dönüştü. Çünkü enflasyon dediğimiz şey sadece markette değişen fiyat etiketi değil. Biraz da insanların huzursuzlaşması, tahammülünün azalması ve sürekli bir kaygıyla yaşamaya başlamasıdır. Bugün insanlar bir kafede otururken bile rahat hissedemiyor. Menüye bakarken önce fiyat hesaplıyor. Bir markete girildiğinde insanların zihninde ihtiyaçtan çok “Acaba neyi alamayacağım??” düşüncesi dolaşıyor. Toplumda sürekli bir eksiklik hissi oluşuyor. Ve bir toplum sürekli eksiklik hissederse, zamanla birbirine karşı da sertleşmeye başlar. Bence enflasyonun en büyük zararlarından biri insanların gelecekle olan bağını koparması. Çünkü geleceği olmayan insan sadece günü kurtarmaya çalışır. Max Weber modern toplumda bireyin rasyonel kararlar alabilmesinden bahseder ama bugün insanlar uzun vadeli plan yapamıyor bile. Kimse yarının fiyatını kestiremezken geleceğini nasıl planlasın?? Herkes biraz daha “bugünü çıkarma” psikolojisiyle yaşamaya başlıyor. Bir başka problem ise sınıfsal ayrımın daha görünür hale gelmesi. Karl Marx’ın dediği gibi toplumların tarihi biraz da sınıf mücadelelerinin tarihidir. Enflasyon dönemlerinde bunu çok daha net görüyorsunuz. Çünkü ekonomik gücü olan kendini koruyabiliyor. Yatırım yapıyor, mal alıyor, parasının değerini koruyor. Ama sabit gelirli insanın maaşı daha eline geçmeden eriyor. Aynı şehirde yaşayan insanlar artık aynı hayatı yaşamıyor. Bir taraf yatırım fırsatlarını konuşurken diğer taraf peynirin kilosunu hesaplıyor. Ve bu durum toplumdaki güven duygusunu da zedeliyor. İnsanlar birbirine karşı daha şüpheci hale geliyor. Bir ürünün maliyeti yüzde yirmi artmışken yüzde elli zam yapıldığını gören birey, artık kimseye güvenmemeye başlıyor. Çünkü mesele sadece para değil; insanların bu zor durumu fırsata çevirmesi. Bu da toplum etiğini çürüten şeylerden biri haline gelmeye başlıyor. Immanuel Kant ahlakın temelinde iyi niyet olduğunu söyler. Ama insanlar sürekli hayatta kalma psikolojisiyle yaşarsa etik değerler geri plana düşmeye başlar. Çünkü birey önce kendini kurtarmaya çalışır. “Bugün almazsam yarın daha pahalı olur” düşüncesi yalnızca ekonomiyi değil, insan psikolojisini de yönetmeye başlar. Böyle olunca insanlar ihtiyaçlarından fazlasını alır, üretici gelecekteki zammı bugünden yansıtmaya başlar ve toplum sürekli daha kötü olacakmış gibi yaşamaya adım atar… Enflasyon aile ilişkilerini bile etkiliyor aslında. Sürekli geçim kaygısı yaşayan insanlar daha gergin, daha tahammülsüz oluyor. Küçük meseleler büyük kavgalara dönüşebiliyor. Çünkü ekonomik baskı sadece cüzdana değil, insanın ruhuna da yük bindiriyor. Emile Durkheim’ın bahsettiği “anomi”, yani normsuzluk hali tam da burada başlıyor. Toplum ortak huzurunu kaybettikçe bireyler daha yalnız, daha güvensiz hale geliyor. Bence işin en acı tarafı şu: Enflasyon insanların hayal kurma biçimini bile değiştiriyor. Eskiden insanlar daha iyi bir hayat hayal ederdi. Şimdi ise çoğu insan sadece mevcut hayatını kaybetmemeyi diliyor. Bazen hayal kurmak bile lüks haline geliyor. Bu yüzden enflasyon sadece ekonomik bir veri olmaktan çıkıyor. O; insanların umutlarına, ilişkilerine ve toplumsal huzuruna temas eden büyük bir sosyal meseleye dönüşüyor. Çünkü bazı krizler yalnızca parayı değil, insanın iç dünyasını da yoksullaştırıyor… Bugünlük bu konuya bu kadar değiniyorum. Düşünsel akşamlar dilerim…