Bir fincan çayın buğusunda kaldı gülüşün,
masanın kenarında unutulmuş bir papatya gibi…
Ne zaman seni düşünsem
bir yaprak daha kopuyor içimden.
“Seviyor…” dedim,
rüzgâr aldı.
“Sevmiyor…” dedim,
gece sustu.
Sen giderken
sokak lambaları bile sararmıştı,
oysa ben en çok
ellerinin yokluğunu üşüdüm.
Penceremin önünde hâlâ
kurumuş bir papatya duruyor.
Kimse bilmiyor ama
ben onu her gece suluyorum
belki dönersin diye.