Puan vermedi·344 syf.··Beğendi
· Öncelikle kitabın ilk kısmı içeriği sebebiyle çok rahatsız etti. Hatta birakabilirdim kitabı. Fakat ilk kisimdaki savaşın açtığı yaralar, insanların savaşta ne kadar kötü karaktere bürünebileceği(belki de zor şartlarda asıl kimligimize bürünüyoruz) ve insanın her duruma uyum sağlayabilme yeteneği şaşırtıyor ama çok üzdü. Duygulardan arınmaya çalışmak dehşet verici olsa gerek. Ve Lucas'in ailesinin olmaması sebebiyle uydurduğu o hayat hikayesi çok hüzün verdi. İkinci kısım yumuşadı ve devam isteğimi arttırdı. Ama kafam karışmaya başladı acaba eksik mi okudum birşeyleri mi unuttum diye ilk kisma döndüm ara ara. Ayrıca ilk kisimda hiç özel ismin kullanılmamış olması bu ikinci kısımda dikkatimi çekti. İkinci kısımda Mathias karakterinin sevgiyi kaybetme korkusu da karşıya geçen bir duyguydu. Esas üçüncü kısım işte orada herşey birbirine karıştı. Orada ne okudum desem en son sayfalar gerçekten iz bıraktı. Kitabı bitirince hemen yazmak istedim ki bu duyguyu kaybetmeyeyim. Yaşanan aile trajedisi, Claus'un Lucas'i görmüş olması ama onu bilmemesi, Lucas'in eve dönmesi ama Claus'un gerçeği söylememesi o anları tarif edemiyorum. Lucas'in birlikteymis gibi herşeyi anlatması, yazması, ailesinden ayrı düşmesi... Kitap sonda herşeyi bir anda nasıl toparladı anlamadım galiba bu da kitabın başarısı. İçim hüzünlü ama kitabı iyi ki okudum dedirttigi için de mutlu oldum kitap gibi duygularimda karıştı. Ayrıca kitaptaki ....'belki sevmeyi öğretmediler.'.. kısmı da zihnime oturdu ağırlık olarak.
...eve dönerken bisküvileri, çikolatayı, elmayı ve paraları yolun kenarındaki uzun çalılıkların arasına atıyoruz. *Saclarimizdaki okşayışi atmak mümkün değil*...(Sf30)