Bu kitap da bana aşırı saçma geldi. Zaten bu kısa kitapların olayı galiba her şeyi ışık hızında yaşatmaları ve büyük kısmının sürekli aynı tarz sahnelerden oluşması. Neyse, başlayayım.
Kızımız Ruby. Nenesini kaybetmiş ve onun yanına, deniz kenarındaki bir ada ülkesine gitmiş. Normalde başka bir yerde yaşıyor ama nenesi hastalanınca onun yanında kalmış. Sahilde sürekli izlediği bir adam var: Bodhi. Burasının en zengin adamı. Ruby uzaktan uzağa adama aşık olmuş, sürekli sahilde oturup onun sörf yapmasını izliyor.
Bir gün yine sahilde Bodhi’yi izlerken babası arıyor. Adam direkt diyor ki: “Nenenin evini hemen boşalt. Ben evi sattım.” Kız zaten şok oluyor. Daha ne olduğunu anlayamadan hayatı altüst oluyor. Tam o sırada da Bodhi, Ruby’yi ilk kez fark ediyor. Ve olaylar burada iyice saçmalamaya başlıyor. Adam kızı görür görmez resmen takıntı yapıyor: “Bu kız benim olacak.” Sonra bütün ekibini seferber ediyor, dükkânlarını bile kapattırıyor: “Herkes bu kızı bulacak!”
Sonra Ruby yine sahile gidiyor ve bu sefer gerçekten karşılaşıyorlar. Adam denizde boğuluyor gibi bir şey oluyor, Ruby koşarak yanına gidiyor. Daha ilk karşılaşmaları ve anında aşırı yakınlaşıyorlar. Sonra adam kızı arabasına bindiriyor. Daha kızın adını bile bilmiyor ama bir anda emirler vermeye başlıyor. Ben burada “Bir dur, sakin ol” oldum zaten. Kız da dünden razı gibi davranıyor.
Sonra kız diyor ki: “Ben iki gün sonra gidiyorum.” Çünkü aslında oralı değil. Adam bunu öğrenince gidip kızın pasaportunu alıyor, kilitliyor, anahtarı da bir yere atıyor. “Hiçbir yere gitmiyorsun. Benim ofisimde çalışacaksın.” Kızım bir sorgula ya! Elalemin adamı sonuçta. Evli mi, neci, kimdir hiç umursamıyor. Soyun diyor salak kız soyunuyor arabada tövbest. Anında bir aşna fişna durumu. Önce ismini sorsaydın be bacım.
Bu arada adamın bikini ve benzeri ürünler satan mağazaları var, aşırı zengin. Sonra kızı şirketine götürüyor ve onu reklam yüzü yapmaya karar veriyor. Ama burada da bir anda mağara adamına dönüşüyor. Üç saniye önce tanıştığı kızı kıskançlıktan delirecek hale geliyor. Fotoğraflarını çektiriyor, afiş yaptırıyor; sonra bir anda pişman olup “Afişleri sökün!” diye kriz geçiriyor.
Saçma olaylar bitmiyor zaten. En sonunda bunlar 9 hafta içinde evleniyorlar. Üstüne kız hamile kalıyor. Sonra zaman atlıyor: Evliliklerinin 7. yılında 5 çocukları olmuş. En son altıncıya da hamile kalmaya çalışıyorlardı. Ben burada bıraktım çünkü artık dayanamadım.
Kısacası olaylar o kadar hızlı gelişiyor ki insan “Bir dakika, nefes alalım” diyor. Karakterler tanışıyor, aşık oluyor, takıntılı hale geliyor, evleniyor, çocuk yapıyor… Hepsi göz açıp kapayana kadar. Baştan sona tam bir “Ne ara bu noktaya geldik?” kitabıydı.