"Ayet şöyle diyor : "Biz emaneti göklere, yerküreye ve dağlara teklif ettik, ama onlar bunu yüklenmek istemediler, ondan korktular ve onu insan yüklendi."
Hep düşündüm, insanoğlunun yüklendiği bu şey neydi? Dağın ürktüğü ve ama insanın ürkmediği o şey neydi? Teolojik çeperden çıkıp kendimce cevaplayacağım. "Seçme kudreti"
Kubrick "insan seçemezse insanlıktan çıkar" diyor. Fakat Özgürlük ve seçebilmek bazen öyle ağır bir yük ki. Tutsaklık ve seçememek de. Bu ikisi arasındaki çelişkimiz, biat ve isyan, kabul ve red, dahil olmak ve direnmek insanı yoruyor. Ve tam da bu sahne gibi yalnızca birinin size doğru olanı söylemesini istiyorsunuz. Bazen tam olarak böyle yoruluyorsunuz. Bergman'ın Kış Işığı filmindeki gibi "tanrım bana kutsal bir amaç ver ve senin uysal kölen olayım" diyorsunuz. İnsana kendinin dışına taşma özgürlüğü verilmiş, fakat bu taşmadan da sorumlu tutulmuş insan. Dağları ürküten o yükü anlayınca bir dağın hiçliğine dahil olmak çok güven verici geliyor.
Zbigniew Herbert şöyle diyor bir şiirinde :
"Çakıl taşı
Mükemmeldir
Kendisine özdeş
Sınırlarının farkında
Tamamıyla doldurulmuş
Taştan bir anlamla"
İnsan bazen bir çakıl taşı olmak istiyor."
/ AnnaSnitkina /