·255 syf.····Okunma: 15 Mayıs 2026 14:09 Bir İntihar Çok Ölüm ,yalnızca bir annenin ya da bir çocuğun hikâyesini anlatmıyor; sevginin eksildiği yerde insanların nasıl yarım kaldığını gösteriyor. Romanın en çarpıcı yanı da burada başlıyor zaten: Bir evin içinde aynı anda hem sevgi açlığı hem sevgi yorgunluğu yaşanabiliyor. Müsemma, Acibe, Nazenin ve Neriman namı diğer Tijen… Hepsi aynı hikâyenin başka türlü yaralanmış kadınları.
“Biri ölünce arkada kalanlar yaşayabilir mi?” sorusu, kitap boyunca yalnızca fiziksel bir ölümü değil; sevgisizliğin insan ruhunda açtığı görünmez boşlukları da düşündürüyor. Çünkü bazı insanlar ölmeden önce eksiliyor, bazı çocuklar ise hiç görülmeden büyüyor. Romanın en ağır tarafı da bu görünmezlik hissi. Özellikle Acibe karakteri, yalnızca bedensel kamburuyla değil, ruhunda taşıdığı yükle hafızaya kazınıyor.
“Kızımız kamburmuş. Herkes kambur doktor bey, baksana ben de kamburum. Sırtımızda çıkıntı yoksa yüreğimizde var.” cümlesi, kitabın bütün ruhunu özetleyen güçlü bir metafor gibi.
Esra Kahya’nın dili son etkileyici. Bizden.Asla yabancı değil .Cümleleri okuru yormadan derine iniyor. Özellikle annelik, kadınlık ve aşk arasında sıkışan kadın karakterleri anlatırken büyük bir gözlem gücüyle yazıyor. Müsemma’ya öfkelenmek isterken durup düşünüyorsunuz; çünkü roman, insanı tek bir duyguyla yargılamaya izin vermiyor. Çocuğuna sevgisini esirgeyen bir annenin bile kendi içinde eksik bırakılmış bir tarafı olduğunu hissettiriyor. Belki de kitabın en güçlü yanı bu: Karakterlerini suçlamadan anlatabilmesi.
Romanda annelik kutsal bir yerden değil, insanî bir yerden ele alınıyor. “Anne olmak istemedi hiç” gerçeğiyle yüzleştiriyor okuru. Bu yüzden kitap, alışılmış anne figürlerinden çok daha gerçek ve sarsıcı bir yerde duruyor. Bir yanda annesinin sevgisini çocuğundan saklayan bir kadın, diğer yanda annesinin kokusunu içine çekebilmek için çöpten parfüm şişeleri toplayan bir çocuk… Ve insan okurken fark ediyor ki bunlar yalnızca romanlarda yaşanmıyor.
“Ölsem de aşığım işte.
Ölsem de kadınım.
Canım çekti.
Sevilesim geldi.”
Bu cümleler, romandaki kadınların bastırılmış duygularını yalın ama çok etkili bir biçimde ortaya koyuyor. Çünkü kitap boyunca kadınlar yalnızca anne değil; sevilmek isteyen, görülmek isteyen, kırılan, yorulan insanlar olarak var oluyorlar.
Roman bittikten sonra insanın içinde uzun süre geçmeyen bir ağırlık kalıyor. Çünkü Esra Kahya, yalnızca bir hikâye anlatmıyor; sevgisiz büyüyen çocukların iç dünyasını, kadınların görünmeyen yaralarını ve aile içindeki sessiz kırılmaları büyük bir incelikle işliyor. Son dönem edebiyatında dili, üslubu ve karakter derinliğiyle dikkat çeken güçlü bir eser ortaya koymuş. Kaleminin en etkileyici yanı ise okuru sadece hikâyeye değil, kendi içindeki eksik parçalarla da yüzleştirmesi.Hepimizin görünmeyen bir kamburu var sonuçta .
Kaleminin mürekkebi kurumasın Esra Kahya