Bu kitap toplam 17 tane ütopik öyküden oluşuyor. Her gece bir öykü okuyarak farklı fantastik dünyaları okudum. Aslında bu kitaba 'Omelas'ı Bırakıp Gidenler' öyküsü için başladım. Öyküde insanlar sürekli mutlu yaşamak için günah keçisine* sahip olmak zorunda. Buradaki günah keçisi de kamu binasının bodrumunda işkence gören bir çocuk. Herkes o çocuğu biliyor ama saadetleri bozulacak korkusuyla kimsenin elinden bir şey gelmiyor.
Doğruyu söylemek gerekirse bu öyküden çok etkilendim çünkü öykünün temasını yaşadığımız dünyayla ilişkilendirdim. Örnek verecek olursam; yaşadığımız dünyada çocuklar bombaların hedefi oluyor ve en mutlu olmaları gereken yaşlarda [Omelas mutlu olsun diye] hayatları ellerinden alınıyor, acı çekiyorlar. Bu katliamı bazılarımız görüyor ama bazılarımız kör. Bazen her ikiside olabiliyoruz. (Gören körler) Bu öyküde, "Onlarla baş edemiyorsan onlara katıl" cümlesi bence kör olanlar. Olanlara duyarsız olmak, onlar olmaktır. Bunun devamında bir alıntı daha var, "Başarılı katliamlara dayalı coşku haklı bir coşku değildir." Çok doğru..
Evet her şeye rağmen hayat devam ediyor fakat teknoloji çağında her şavaş gözümüzün önünde oluyor. Bazen kaydırıp geçiyoruz. Alışmışız, bize o görüntüleri normalletşirene kadar devam ediyorlar. Her birimiz "Omelas' ın" parçası olalım diye. Öykünün sonunda vicdanını dinleyip Omelas'ı bırakıp gidenler de var. İçinde yaşadığımız bu dünya da bir Omelas ise biz Omelas'ı bırakıp gidenlerden olabilir miyiz?
Bu öyküyü okurken son zamanlarda yaşanan katliamları düşündüm. Tabi ki bu öykü daha bir çok olayla ilişkilendirilebilir çünkü yazar, vicdanın mutluluk uğruna körelmesini çok güzel anlatmış.
*(Eskiden Yahudiler, günahlarını bir keçiye yükler ve hayvanı uçurumdan aşağı atardı. Böylece halkın arındığına inanılırdı.)