Puan vermedi·281 syf.····Okunma: 16 Mayıs 2026 00:59 Muhterem Yüceyilmaz’ın Hürrem ve Mihrimah Sultan eseri, Osmanlı tarihinin en çok konuşulan iki güçlü kadın figürünü parıltılı saray tasvirlerinin ötesine taşıyarak; hırsları, fedakarlıkları ve saray duvarları arkasında saklı kalan trajedileriyle ele alan oldukça sürükleyici bir kitap. Eser, karakterlerin insani yönlerini derinleştirerek aktarıyor. Kitaba başlarken Hürrem Sultan’ın kendi evlatlarının geleceğini ve tahtı güvence altına almak adına giriştiği amansız güç savaşlarıyla karşılaştım. Bu doğrultuda, sessiz sakin Mahidevran Sultan’ın saraydan sürülmesi, padişahın çocukluk arkadaşı ve can yoldaşı olan Veziriazam İbrahim Paşa’nın katledilmesi ve nihayetinde devletin bekasını derinden sarsan Şehzade Mustafa’nın trajik idamı, Hürrem’in siyasi gücünün ve stratejik hamlelerinin ne kadar keskin olduğunu çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriyor.
Ancak eserin asıl fark yaratan ve beni derinden etkileyen yönü, sadece Hürrem Sultan’ın politik hamleleri değil, saray yaşamının gölgesinde kalan derin evlat acıları ve diğer aile üyelerinin içsel dramları oldu. Özellikle kızı Mihrimah Sultan' ın sevgiden uzak şekilde büyüyüp annesinden sevgi görmemesi içimi burktu, romanda beni en çok sarsan asıl hikaye Selime’nin hayatı oldu. Rodos'tan getirilip Tahir Bey’in evinde hizmetçi olarak işe başlayan, ardından bir kumaş atölyesinde ticaret zekasıyla Tahir Bey’e büyük paralar kazandırıp adını duyuran Selime’nin yolculuğu, Hatice Sultan’ın yanına çıkmasıyla bambaşka bir boyut kazanıyor. Sonrasında Dimitri yeni bir hayata adım atması, bu sevgiden doğan bir evlada kavuşması derken, yıllar önce saklanan defterin peşine düşen Macarı'nın onları bulmasıyla hayatı tam bir trajediyle sonuçlanıyor. Dimitrinin yanlışlıkla Macarlıyı öldüreyim derken evladının canını alması ve akan suyun trajedisi içimi cız ettirdi.
Bu amansız kavganın ve acımasız kaderin sonunda hem biricik evladını hem de kocasını kaybeden Selime’nin yaşadığı evlat acısı ve eşinin kaybı, romanda beni en çok etkileyen, sayfaları gözyaşlarıyla çevirmeme neden olan olay oldu. Her şeyini kaybedip yollara düşen bahtsız Selime’nin yolunun en sonunda yeniden saraya, Mihrimah Sultan’ın yanına düşmesi ise hikayeye buruk bir teselli katıyor. Mihrimah Sultan’ın o dört duvar arasındaki kendi yalnızlığı ile Selime’nin yüreğindeki devasa kayıp acısı, suyun üzerinde can bulan ebru sanatında birbirine tutunuyor. Selime'nin hayatının geri kalanını Mihrimah Sultan’la yan yana, renklerin suyla dans ettiği ebru teknesinin başında geçiriyor.
Yazarın sade, anlaşılır ve akıcı üslubu sayesinde roman, Kanuni Sultan Süleyman’ın seferden sefere koşturduğu ömrünü ve Zigetvar Savaşı’ndaki son nefesini edebi bir tatta harmanlamayı başarıyor. Kitapta yer alan nakkaş ustasının görevine ve sanatına olan bağlılığı gibi ve Mimar Sinanın yaptığı şahane eserler ve yan detaylar ile Kanuni’nin kaleminden dökülen tarihi aşk şiirleri, anlatının kurgusal zenginliğini ve dönemsel atmosferini hayli güçlendirmiş. Kısaca eser Şehzade Mustafa’nın ölümüyle sayfaları buruklukla çevirten, Selime'nin evlat ve koca acısıyla kalbimizi paramparça eden, nihayetinde Hürrem’in kaybıyla mutlak bir yalnızlığa gömülen Sultan Süleyman’ın dramını hakkıyla hissettiren ve tarihi, insani duygular üzerinden yeniden okutan oldukça başarılı bir yapıt.