Godot gelecek mi? Belki yoldadır; belki de bir dağın arkasında, belki de gökyüzünün ıssız maviliğinde... Ama mutlaka gelecek. Aradığımız her neyse, bir gün mutlaka kapımızı çalacak. Kimi için sevgi, kimi için Tanrı, kimi için yalnızlığı usulca yıkayan bir yağmur, kimi içinse umut. Sahi, biter mi bu umut?
Godot'yu beklemeye devam etmeli. Gelecek elbet, ama gelmeyebilir de. Asıl mesele, bekleyişin kendisindeki o sessiz direniştir. Beklemek, zamanın karşısında kaskatı ve ölü bir çınar gibi durmak değil; her rüzgarda eğilip bükülen ama hayata inatla tutunan taze bir fide olabilmektir. Eğer gelmeyeceğini kabul edersek, işte o zaman o fide kurur, umut biter. Sahi, umutsuz yaşar mı insan?
Onun için o bir gün gelecek; siz gözlerinizi bir dağa, bir maviliğe, dalgaların vurduğu bir sahile daldırın. Hiçbir şey bulamadınız mı? Aynanın karşısına geçip kendi gözlerinize daldırın. Orada, bekleyenle beklenenin nasıl iç içe geçtiğini, aradığınız o umudun sizin bir parçanız olduğunu fark edeceksiniz. Göreceksiniz; gelecek, umut, hepsi baktığınız o yerde, kendi içinizde. Yeter ki bakmayı bilin