·256 syf.····Okunma: 16 Mayıs 2026 01:11 #kübranınkitabı
Merhaba kitap dostlarım
Size bugün kapağıyla beni kendine çeken ve okudukça daha da sevdiğim bir kitapla geldim.
Kitabı ilk gördüğümde bir kişisel gelişim kitabı sanmıştım ve açıkçası o tarz okumaktan biraz uzaklaşmıştım. Ama kapağında öyle bir şey vardı ki nedenini bilmeden beni kendine çekti. İyi ki de çekmiş… Çünkü okurken gerçekten bayıldım. Yazarın kapağa yazdığı “İçindeki sesi dinlemeye cesareti olanlara…” cümlesi kitabın ruhunu çok güzel anlatıyor.
Kitap genel olarak Engin, Serap ve Jale’nin hayatı etrafında şekilleniyor. Birbirinden tamamen farklı hayatlar yaşayan bu üç insanın yolları bir şekilde kesişiyor. Yazar bazı hikâyeleri öyle güzel yerleştirmiş ki okurken bağlantıları tam kuramıyorsunuz ama Jale’nin aslında kim olduğunu öğrenince bütün parçalar yerine oturuyor ve “Aa!” oluyorsunuz Üstelik Jale’nin gerçek adının da farklı olduğunu öğrenmek beni ayrıca şaşırttı.
Serap ve Jale’nin tanışması da Hayal sayesinde oluyor. İlk başta Hayal konusunda Jale’ye çok kızdım, hatta “Bir anne bunu nasıl yapar?” dediğim anlar oldu. Ama Jale’nin geçmişini öğrendikçe ona da ayrı üzüldüm. Bazı insanlar kötü oldukları için değil, çok yara aldıkları için yanlış yapıyor sanırım.
Bir de psikolog Hakan Canay var… Açıkçası kendisini hiç sevemedim Ama yine de karakterlerin yollarının kesişmesinde büyük etkisi vardı. Hatta Engin ve Serap’ın, onlara iyi gelmediğini bilmelerine rağmen oraya gitmeye devam etmeleri biraz birbirlerini görmek istemelerindendi sanki.
Yazarın dili çok sade ve akıcıydı. Kitap resmen film izler gibi aktı gitti. 256 sayfa olmasına rağmen iki günde bitti. Çalışmasaydım muhtemelen bir günde bile bitirebilirdim