Şöyle arkama yaslanıp sayfaları karıştırırken kendimi bir anda acayip ters köşe bir hikayenin içinde buldum. Kitap, hani o gece yarısı her yer sessizliğe gömülmüşken bir evde saklı kalan sırlarla başlıyor ya, tam olarak orada sizi yakalıyor. Bir annenin vedası, bir yanda intikam hırsı, diğer yanda vicdanın o hiç susmayan sesi... Adaletin o gri koridorlarında yürürken "Gerçekten suçlu kim, haklı kim?" diye kendi kendinize sormadan edemiyorsunuz.
.
Beni asıl vuran ne oldu biliyor musunuz? Yazarın bizi o odalardan alıp, 1960'ların Ölçek Köyü’ne götürmesi... O buram buram toprak kokan, tulum ve kaval seslerinin yankılandığı Anadolu atmosferini öyle bir anlatmış ki, çayın kokusunu burnunuzda hissediyorsunuz. Ama tabii bu huzur çok sürmüyor; köy meydanında yaşanan o dramatik vedalar ve ardından Mehmet Komiser'in nezarethane koridorlarında gerçeği arayışı hikayeyi bambaşka bir tempoya taşıyor. Uzun lafın kısası; hem kökleri geçmişe uzanan derin bir dram hem de insanı merakta bırakan bir polisiye arıyorsanız, bu ara listeye kesinlikle eklenmeli. Kitabın da dediği gibi: Gerçek, bazen gözlerinin görebileceğinin ötesindedir.
.
Siz bu aralar neler okuyorsunuz? Listeme eklemem gereken gizemli kitaplar varsa yorumlarda buluşalım, kahveler hazırsa muhabbete başlayalım!
.
.