Selamlar. 150 sayfalık bir kitap bize ne kadar duygu yaşatsbilir ki? diye düşündüm de cevabı çok uzun oldu. Kısacık kitaba bir çok duygu toparlanmıştı. Daha ilk sayfadan ciğerime oturdu cümleler. Okudukça değil, sanki yaşadıkça ilerledim kitapta. Yazar beni o tarifi imkansız acının sabahına götürdü. 6 Şubat.. Allah affetsin ne uğursuz bir gündü. O günleri hatırlamak istemezken sanki yeniden yaşadım. Hatay’da başladı hikayemiz. Sonra da Irak’tan Hatay’a uzanan, mülteci olmanın yüküyle ezilmiş bir hayatla; Ali’yle karşı karşıya bıraktı. Acı denilen illetin bir farkı yok hiçbir diyarda. Gözyaşı her insanda aynı akar değil mi? Öyle bir acı ki bu bahsettiğim kelimeler yetmiyor, insan sadece hissediyor diyebilirim. Sanırım kitapta en çok da buna hayran kaldım. Bu kadar derin bir acıyı anlatırken tek bir yerde bile ajitasyona düşmemesi yazarın başarısını gözler önüne seriyordu.
Kitabın yazım dili sade ancak anlatım öylesine gerçek ki kendimi sayfaların arasında değil yeniden o enkazın başında, o çaresiz bekleyişin içinde buldum. Çünkü bunu birebir yaşamış bir gönüllü olarak yeniden yaşamak beni çok zorladı. Sanki yeniden zaman orada durmuştu ve ben de o anın içinde asılı kalmıştım. Elimi uzattım ama yetişemedim. Aylarca rüyalarımdan çıkmayan o anlara geri döndüm. Kitabın bir yerinden sonra ciğerimi bıraktim. Gözyaşlarım benden izin almadı. Baştada söylediğim gibi İncecik bir kitaptı ama içimde bıraktığı yük hiç hafif değildi. İlk sayfalarda Yavaş yavaş okurum, kaldıramam o acıları yeniden yaşamayı diye düşündüm. Lakin elimden bırakamadım. Başladığım gibi de bitti. Ayrıca yazarımızin Sednaya hapishanesinde yaşamını yitirenlerin anısına bu kadar değer vermiş olması tarifsiz bir gurur hissettirdi. İnsan olmanın o haklı umutlu gururu.. Hayatta hep ne öğrendim ki demek gerektiğini tekrar hatırladım. Malum vicdan muhasebesi yapmadan kitabı okumak pekte mümkün değildi. Canı gönülden tavsiyemdir!
10/10