Farkındalık, bir aydınlanmadan çok geri alınamayan bir görme hâlidir. İnsan bir kez gördüğünü artık görmemiş gibi yaşayamaz; bu da onu çoğu zaman daha yalnız ve daha yabancı bir noktaya taşır.
Bir noktada “zinciri kıran halka” metaforuyla bireyin sisteme uyum sağlayamamasını anlatır. Sorgulayan kişi, düzenin dışında kalır ve bu durum çoğu zaman özgürlükten çok dışlanma üretir. Bu kırılma özellikle aile içinde daha görünürdür; çünkü birey değiştikçe, eski düzen onu geri çekmeye çalışır.
Bu bağlamda, “aile kutsaldır” düşüncesini de sorgular. Aile her zaman koruyucu bir alan değil, kimi zaman bireyin farkındalığını bastıran bir yapıya dönüşebilir. Bu yüzden farkındalık arttıkça, en yakın ilişkiler bile daha kırılgan ve mesafeli hale gelebilir. Yani “farkındalık” her zaman romantize edildiği gibi iyileştirici değildir.