Gönderi

Kırk yıllık platonik aşk
Puan vermedi·224 syf.··
2026 13. kitabı
İnceleme özeti: (zayıf-orta-iyi-çok iyi-süper) Hikâye: Giriş: çok iyi. Gelişme: iyi. Son: orta Karakterler: Çok iyi Edebiyat: Çok iyi Kurgu: Orta İz bırakma: İyi Yazarın diğer kitaplarını da okuma dürtüsü: İyi Sayfa Düzeni: İyi Kapak: İyi Redaksiyon: Çok iyi. Altmışlı yaşlarda bir yazar, adı Zafer, aynı zamanda Trakya’da bir butik otel sahibi. Bir gün otele bir kadın geliyor, adam kadını hemen tanıyor çünkü kırk beş yıl önce porno dergilerde gördüğü ve aşık olduğu Elke isimli bir yıldızdır o. Gerçi kadın adının Ülkü olduğunu söylüyor fakat adam duygularından ve hafızasından emin; gelen odur, hem porno sektöründe olan biri gerçek adını kullanacak değil ya. Hatta adam o yıllarda izini bulmak için ta Amerikalar gitmiş, ama bulamamış, sonra da bir daha kadının ne fotoğraflarını görmüş ne de herhangi bir kaynakta izine rastlamış. Akıldan bir türlü silinmemiş öyle bir platonik aşk. Buraya kadar iyi bir başlangıç, ilgi çekiyor. Ne var ki okurun aklını karıştıran bir şey var, adam altmışında, gençliğinde hayallerini süsleyen kadın da en az onunla yaşıt olmalı değil mi? Hayır, kadın Afrodit gibi, vücudunda tek bir deformasyon yok, hatta dergilerdeki halinden bile daha güzel. Yazar Hakan Karahan'ın tarifi böyle; kadının yaşıyla ilgili bir ima, bir fikir, bir varsayım yok ortada ve kurguyu yaparken okuru bu tereddütten kurtaracak, bir yanılgı olma ihtimalini hissettirecek tek bir imada dahi bulunmadan eski porno yıldızı Elke ve otel sahibi Zafer arasındaki ilişkiyi tatlı tatlı anlatıyor. Okur da kafasındaki kurtları evire çevire okuyor. Ülkü ya da Elke, Zafer’e anılarını anlatırken, evliyken Karl adındaki elli dört yaşındaki bir adamla olan gizli ilişkisinden bahsediyor. Elli dört yaşındaki adamı öyle bir tarif ediyor ki, bakanların gözünü alamadığı, çarpıcı ve yakışıklı bir ilah. Hah, diyorsunuz, Hakan Bey yaşlanma kavramını yok ederek insanlar arasındaki çekim biçimlerini soyutlaştırıyor, böylelikle cazibeyi yaş blokesinden kurtarıyor. Edebiyat ikna etme sanatıdır, yazarın niyeti gerçekten buysa olabilir tabii. Bunlar kitabın sonuna gelmeden önceki düşünceler elbette. Gelelim bütününe. Zafer ve Ülkü’yü tanırken ikisinin aileleri, ilişkileri, evlilikleri, çocukları ve işleriyle ilgili detaylara da giriliyor, buraya kadar normal, karakterlerle bağ kurabilmek için yaşamlarının sirayet ettiği olayları ve yakın çevrelerini bilmek gerekir. Ne var ki yazarın bir deneme kitabı mı yoksa psikolojk bir roman mı yazması gerektiğine karar vermesi gerekirdi. Bunu neden söyledim, çünkü Zafer ve Ülkü arasındaki olayları işlediği hikaye boyunca araya parçalar giriyor; İstanbul’un değişen sosyal hayatına, Ay’ın yörüngesine, yazarlığın iyi ve kötü taraflarına, romanların filme uyarlanmasına, oyunculuğun jargonuna, dünya üzerinde ABD’nin rolüne, en iyi James Bond’u hangi aktörün canlandırdığına vs. atlayıp konuyu bölüyor, bu da ilgiyi dağıtıyor. Oysa Zafer ve Ülkü’ye biraz daha odaklansa romanın son sayfası kapatılırken unutulmayacak iki roman karakteri edebiyat tarihinde yerini alacak gibi bir his bırakıyor. Bir de Saadet var, rolü kısa ama o da unutulmayacaklardan. Bir de şu; denemeler ayrı bir kitap olsa o da keyifle okunur, öyle samimi ve yalın anlatmış ki, kayıtsız kalınacak gibi değil ama gel gör okurun aklı hikâyede olunca olmuyor işte. Sonuç olarak, yazarın kıvrak dili, dikkat çekici cümleler kurma becerisiyle iyi bir okuma vaat ede bir kitap olmuş.
Cennette Bir HaftaHakan Karahan · Mona Kitap · 20234 okunma
·
47 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.