Gönderi

Puan vermedi·304 syf.··
2026 26. kitabı
Çok sevdim. Başta ilerlemeyecek gibi geldi anlayamadım sanki. Sonuna geldiğimde ağlamaktan duramadım. Yazarın kendinden de bir şeyler kattığını duyunca hele daha da duygulandım. Akıcı bir dili var. Tavsiyemdir. Gelelim konusuna spoiler içerecek lütfen ona göre okuyun. Fransadaki geri gönderme merkezlerinden birinin müdürü olan Madam Elenorumuz var. Bir de geri gönderme merkezinde kimseyle konuşmayan bizim şarapçı amcalar minvalinde bir suskun-84ümüz var. Elenor sert, disiplinli ve herkesin ondan çekindiği birisi. Tabi hiç kimse bu hallere kolay gelmiyor Elenor çok şey yaşamış. Esasında onun da babası bir göçmen ama göçen tarafını tamamen yok sayıp kendini has be has Fransız sayıyor. Biraz ırkçı politikaları da destekliyor. Zamanında bir sevgilisi olmuş Julien isimli. Julien arap baharına kendini kaptırmış bir genç. Beyin yıkamalar onu da etkilemiş. Başlarda olan o Fransız çocuk gitmiş göçmen olan babasının genleri ortaya çıkmış ve bir bakmış adam ismini Samir olarak kullanıyor arapça konuşuyor falan. Yeni arkadaş çevresi edinmiş arap göçmenlerden oluşan. Bizim Elenora arkadaşlarımı sal kalpsiz falan diyor ama kızımız hala umutlu derken bir sabaha karşı terk ediliyor Elenor. Yıllar geçsede Julienin acısı geçmiyor ve kızımıza takıntı olarak geri dönüyor. Temizlik takıntılı ketum bir madam çıkıyor ortaya. Geri gönderme Merkezi’nde çalışırken kameralardan bir adam dikkatini çekiyor adam sanki Havaya böyle bir şeyler çiziyormuş gibi yapıyor. Adamın üstü yırtık pırtık saç sakal birbirine girmiş merak Edip çalışanlara soruyor bu kim diye. Ona suskun 24 84 müydü o ismi verdik diyorlar. Kimseyle konuşmuyor hangi dili konuştuğunu bilmiyoruz geldiğinden beri kendi kendine takılıyor aylardır burada diyorlar. Nedense Eleanor‘un aklına Julien geliyor ve adamla konuşmak istiyor. Adamı alıp traş ettiriyorlar yıkattırıyorlar sonra Elenor orada jülyen’nin kalan kıyafetlerinden getiriyor ona. Artık suskun84 normal bir adama benziyor. Asla peynir yemeyen kimseyle konuşmayan bir adam. Zamanla Elenor bu suskun84e bağlanıyor hatta onun için işini tehlikeye atıp açığa alınıyor. İşin bir de suskun84 yani kenan tarafı var. Kenan arkandaya da yaşayan aklı kendinden farklı bir çocuk. Kitap siyasi olaylara da çok girip çıkıyor. Özellikle kenanın okuldan korkmasına kayıt yaptırılmanın o korkunçluğunu anlatmasına çok içerlendim. Etrafta gördüğü tutukluları kendiyle bir tutması daha küçücük yaşında. Ah o harun abisi de yok mu bir de çocuğu iyice korkutuyor. Neyse seksenler döneminin o puslu her önüne geleni tutuklatan havası vardı Kenanın hayatında. Domuzbağcısından tut teröristinden çık bir de dön ordan sözde milliyetçi adı altındaki faşizm destekçilerine hepsinin bir arada olduğu bir yerde yaşıyor kenan. Kimseye karışmayan kendi halinde bir aile. Kenanın abisi Harunu evlendiriyorlar ve düğünün peşine askere gidiyor. Meğer karısı hamileymiş. İzin istiyor karımı göreyim diye yok izin veremeyiz sen çok iyi askersin diyorlar. Kadın ve çocuğu doğumda ölüyor ona bile gelemiyor Harun. Sonrasında yolluyorlar. Tabi harun artık leyla olmuş kimseyle konuşmaz. Gelip geri dönüyor derken bir süre hiç ses çıkmıyor harundan. Sadece eve gelen sessiz telefonlar var. Bir gün jandarmalar eve baskın yapıp babasıyla kenanı götürüyorlar. Türlü işkencelerle dayakla harunun yerini öğrenmeye çalışıyorlar. Bizimkiler ne harun bilir ne neden arandığını. Gücü elinde tutan insanların vahşiliği beni hep üzmüştür. Aklıma hep zimbardonun hapishane deneyi geliyor neyse. Dönüşte tanıdık bir bekçiden öğreniyorlar olayı. Meğerse harunun cenazesine kalkmayan o helikopter bir komutan peynir yesin diye kalkınca bizim harun delirip dağa çıkıyor. Orada da herkese saldırıyor. Ne sağ bırakıyor ne sol. Bütün örgütlerin de devletin de ortak düşmanı oluyor çıkıyor. Aman diyor bekçi dikkat edin kendinize domuzbağcısı teröristi de size takmış durumda. Bizim kenanın kendini iyi hissettiği tek yer kütüphane. Bir de aşık olduğu kız var ama ses edemez uzaktan izler sadece. Kimseye karışmayan kafasını kaldırıp bakmayan bir çocuk kenan. Babası nezarette yediği dayaklardan dayanamayıp ölmüş zaten bir anası kalmış o da kötü durumda. Bir gün yine kütüphaneden çıktığında takip edildiğini hissediyor sonra sırtında bir acı. Domuzbağcular arkadan vurmuşlar bizim Kenanı. Hikaye burada bitmiyor tabi devam ediyor. Kenanla yani diğer adıyla suskun84le bizim Elenor arasında bir bağ kuruluyor. Sessiz bir bağ. Sevdiğini gerekirse bırakıcaksın mutlu olduğu yere gitsin diyip Elenor kenan için sahte bir pasaport ve kimlik ayarlıyor. İsmini de Samir koyuyor Julienin anısı yaşasın diye. Malum tunustaki arap baharı olaylarından beri Julienden yani kendine koyduğu isimle samirden haber yok. Bir sabah alıp götürüyor Kenanı havaalanına. Ve gönderiyor Türkiyeye. Bu arada bir bellek bulmuştu Elenor Kenanın üstünde hatta isminin kenan olduğunu ve hikayesini de o bellek sayesinde öğrenmişti. Üzerinde asılı bir muska ve bellek. Tabi sonra gizlice aldığı yere bırakmıştı. Dönüşe geçmeden önce kenan bu belleği Elenora veriyor alsın okusun da tanısın diye. Aradan zaman geçiyor. Elenor Samirin arkadaşlarının olduğu o izbe kafeye gidip onlarla arkadaş oluyor. Müthiş bir karakter gelişimi var Elenorda. Başlardaki zalim ırkçı tavır gidiyor ve daha ılımlı birisi geliyor. Kenanın hayatını anlatan belleği kitap olarak bastırmaya karar veriyor ve kimse bu kitaba yanaşmıyor. Neyse bir yolunu bulup bastırıyorlar. Asla kitabın sonunu okumak istemiyor Elenor ama sonunu bir okudum kiiiii. Üf çok ağladım ben. Meğer Kenan o gün kütüphane dönüşü ölmüş gencecik yaşında. Bizim suskun84 de Harun abisiymiş. O suskunluk yaşadıklarındanmış.
Onu Sevdiğim ZamanlarKemal Varol · Doğan Kitap · 20251,886 okunma
·
75 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.