Kitabın bu denli popüler olması, bende ister istemez bir iticilik yaratmıştı ve ne yazık ki karşımda yine o bildik, derinlikten yoksun popüler kültür ürünlerinden birini buldum. Yazar zaten eski senaryo yazarıymış, bu kitabı da beyaz perdeye uyarlansın diye yazdığını çok hissettiriyor.
Kitabın hakkını verebileceğim tek bir yönü var: Kolay okunabilir ve son derece sürükleyici olması. Yazar, bir oturuşta bitirilebilecek akıcı bir tempo yakalamayı başarmış. Fakat bir eseri "iyi edebiyat" yapmaya yalnızca bu akıcılık yetmiyor. Sessiz Hasta, dil derinliğinden tamamen yoksun, üzerine yeterince özenilmemiş bir metin. Kitabı okurken yazarın tek bir motivasyonla yola çıktığını çok net görebiliyorsunuz: “Kitabın sonunda öyle bir sürpriz yapmalıyım ki okuyucu şoke olsun.” İşte tam olarak bu "büyük ters köşe" uğruna, ne yazık ki bütün kurgunun içinden geçilmiş. Karakterlerin derinleşmesi, olay örgüsünün mantık zeminine oturması ve edebi tat, sırf o finaldeki şok dalgası yaratılabilsin diye feda edilmiş. Ve tabii birden fazla mesleğin etiği de.
Dolayısıyla Sessiz Hasta benim için hayal kırıklığı oldu. Yazarın, modern pazarlama dinamiklerini ve okuyucu psikolojisini çok iyi yönetmesinden kaynaklanan popüler bir balonla karşı karşıyayız. Kitap bittiğinde zihnimde kalan şey edebi bir tat değil, sadece iyi pazarlanmış bir kurgunun yarattığı o yapay şok hissi oldu.