Maggie O'Farrell son zamanlardaki favori yazarım oldu. Yarattığı kadın karakterler beni derinden etkiliyor. Modernitenin yarattığı güçlü, maskülen kadınlardan ziyade kadınlığın içinde barındırdığı yumuşaklığı, sezgiselliği, yaratıcılığı, doğayla olan iç içeliği kendine has kadınsı bir güçle, başkaldırıyla birleştirmiş kadınlar... Hamnet romanını okuyup çok beğendikten sonra Esme Lennox'u merak ettim ve kitabı alıp bitirmem 2 3 gün sürdü. Üstelik 2 aylık bir bebekle. Elimden bırakamadım, uykumdan çaldım bir dikişte yuvarladım. Kitabın diliyle ilgili çok eleştiri yapılmış. Evet, oturtmak ve anlamak biraz zaman istiyor ancak böyle alışılmamış bir teknik kullanması da yine yazarın yaratıcılığından gibi geldi bana. Hamnet'te de Shakespeare'in ismini hiç geçirmediği farklı bir teknik kullanmıştı zira. Kitapta olaylar sadece kadınların gözünden aktarılıyor bu da güzel bir detaydı. Üç farklı kadının hikayesini dinliyoruz. Üç farklı hayat yaşayan ancak kadın olmanın getirdiği farklı zorluklarda birleşmiş... Erkeklerin yaratımı bir dünyada esir düşmüş ve bu esaretle yine kız kardeşine saldırmış Kitty'nin hikayesi de ayrı bir trajediydi bana göre. Ve tabii ki yazar, yine ipek gibi dokuduğu bir dille yazmıştı romanı. Hem çok güzel ve incelikle işlenmiş bir anlatım hem de duru ve bir o kadar akıcı. Yeni bebeğim olmuş olmasının bir etkisiyle sanırım son kısımda ağlattı beni. Hamnet'te de ağlamıştım çokça. Sonunun pat diye bitişi de vurucu olmuş. Kitabı çok sevenler bittiği için üzüntülerinden olsa gerek hızlı bitmiş olmasına dayanamamış ve bunu kötü bulmuşlar. Oysa bana göre insanı beyninden vurulmuşa çeviriyor.