Peyami Safa’nın Sabaha Karşı kitabı, ilk bakışta sade bir aşk hikâyesi gibi görünse de aslında insanın kendi iç dünyasıyla yaptığı hesaplaşmayı anlatan güçlü bir psikolojik roman. Kitabın temelinde şüphe, yalnızlık, güven problemi ve insanın kendinden kaçamayışı var. Romanın en etkileyici tarafı ise olaylardan çok karakterin zihninde yaşanan çatışmaların ön plana çıkması.
Aslında eser, Amerikan yazarı Wallace Irwin’in Manhattan’da Üç Oda isimli romanının Peyami Safa tarafından Türkçeye uyarlanmış hâli. Fakat Peyami Safa sadece çeviri yapmamış; kendi üslubunu, psikolojik derinliğini ve İstanbul’un ruhunu da metne işlemiş. Kitabı okurken bunu çok net hissediyorsunuz.
Romanın merkezinde Ali Saip var. Bir gece deniz kenarında otururken Feriha isimli bir kadınla tanışıyor. Hiç tanımadığı biriyle başlayan bu ilişki zamanla büyüyor ama Ali Saip’in bitmek bilmeyen şüpheleri de beraberinde geliyor. Kitap boyunca aslında bir aşk hikâyesinden çok Ali Saip’in zihninin içinde dolaşıyoruz. Peyami Safa burada insan psikolojisini gerçekten inanılmaz işlemiş.
Özellikle gece metaforu çok başarılı kullanılmış. Gece çöktükçe Ali Saip’in korkuları, kuruntuları ve şüpheleri büyüyor. Sabah yaklaştıkça ise düşünceleri biraz daha sakinleşiyor. Zaten kitabın adı da bence tam olarak buradan geliyor. “Sabaha karşı” sadece zaman dilimi değil; insanın karanlıktan aydınlığa çıkışı gibi de okunabilir.
Kitapta büyük olaylar, şaşırtıcı kırılmalar ya da yüksek tempo yok. Daha çok diyaloglar, düşünceler ve iç çözümlemeler üzerinden ilerliyor. Bu yüzden aksiyon arayan okurları biraz zorlayabilir. Hatta bazı bölümlerde Ali Saip’in sürekli aynı şüphelerin etrafında dönmesi insanı yoruyor. Ama sanırım Peyami Safa’nın vermek istediği his de tam olarak bu. Şüpheci insan sadece kendini değil, çevresini de tüketiyor.
Romanla ilgili beni en çok rahatsız eden nokta ise bazı tesadüflerin fazla abartılı olmasıydı. Özellikle farklı ülkelerdeki insanların beklenmedik şekilde birbirine bağlanması bana biraz yapay geldi. Bunun dışında yan karakterler de çok derin işlenmemiş. Ama Ali Saip’in iç dünyası o kadar güçlü anlatılıyor ki diğer eksikler çok göze batmıyor.
Kitabın bana düşündürdüğü en önemli şey şu oldu: İnsan kendinden kaçamıyor. Nerede olursa olsun, hangi şehirde yaşarsa yaşasın, hangi insanlarla vakit geçirirse geçirsin dönüp dolaşıp kendi zihniyle baş başa kalıyor. Ali Sahip’in yaşadığı bütün çatışmaların özü de buydu zaten.
Kısacası Sabaha Karşı; olay örgüsünden çok insan psikolojisine odaklanan, sakin ama derin bir roman. Peyami Safa’nın kalemini sevenlerin kesinlikle okuyabileceği bir eser olduğunu düşünüyorum. Özellikle insanın iç dünyasını anlatan romanları seviyorsanız kitap sizi içine çekiyor. Bitirdiğinizde büyük olaylar değil ama karakterin zihnindeki gelgitler aklınızda kalıyor.
kitapla ilgili yorum videom : youtube.com/watch?v=wskL-xI...