Kitabın beni en derinden yakalayan tarafı, Attilâ İlhan’ın o eski fiyakalı, her şeyi bilen, dünyayı değiştirmeye kararlı cüretkar tavrının yerini müthiş bir hesaplaşmaya bırakmış olması. Şair bu kitapta artık hayatın son düzlüğüne yaklaşmış, eski dostların birer birer gidişini izlemiş ve cebinde koca bir yalnızlıkla kalmış bir adamdır. "Oysa ne çok ağladık biz o gizli kapıların arkasında / Elde var hüzün" derken, o hüzün sadece bireysel bir keder değil; koca bir kuşağın, harcanmış ideallerin ve bitmiş aşkların ortak muhasebesidir. Bu samimiyet ve duygusal çıplaklık şairin belki de en savunmasız, dolayısıyla en güzel halini sunuyor bize.