Bazı kitaplar insanı dipsiz bir kuyunun kenarına oturtup geçmişin sızısını dinletiyor. Mehmed Uzun’un 'Kader Kuyusu'nu okurken, Celadet Bedirhan'ın o her şeye, elinden alınan yurduna ve boğucu yalnızlığına rağmen bir an bile bozmadığı asil, dik duruşundan çok etkilendim. Karanlık odalarda unutturulmak istenen bir dil için elinden düşürmediği o kalemin asaleti insanın kalbine işliyor gerçekten. Kitabın kapağını kapatsam da o mağrur duruşun sesi içimde yankılanmaya devam ediyor. Anladım ki, bedeni kuyuya düşse de sözü göğe yükselenler asla unutulmuyor.