Herkes Göbeklitepe’yi sadece "dünyanın en eski tapınağı" diye anlatıp geçiyor ama bu kitabın derdi çok başka. Göbeklitepe'nin Kayıp Mührü'nü okurken, yazarın sadece sürükleyici bir macera yazmak istemediğini, insanlığın o en derindeki köklerine gerçekten kafa yorduğunu hissediyorsunuz.
Beni kitapta en çok vuran şey o doğrusal tarih algımızı altüst eden felsefesi oldu. Hani hep "ilkel insan" deyip geçilen o dönemin, aslında gökyüzüyle, yıldızlarla ve sembollerle nasıl muazzam bir kozmik bağ kurduğunu öyle bir işlemiş ki... Sayfaları çevirirken o T biçimli devasa sütunların sadece birer taş değil, insanlığın ortak bilinçaltına kazınmış birer hafıza kartı olduğunu düşünmeden edemedim.
Kayıp bir mührün peşinden giderken, aslında insanın kendi kökenini ve evrendeki yerini arama yolculuğuna şahit oluyoruz. Kitap boyunca karşıma çıkan o hayvan figürleri, kadim semboller sadece birer süsleme değil; sanki binlerce yıl öteden bize fısıldayan, çözülmeyi bekleyen gizli bir dil gibiydi. Maddi dünya ile metafizik arasındaki o ince çizgide yürümeyi, sembollerin dilini çözmeyi ve "Biz gerçekten kimiz ve buraya nereden geldik?" sorusu üzerine derin derin düşünmeyi sevenler ne demek istediğimi anlar aslında...
Benim için sadece bir oturuşta okunup bitecek bir kurgu değil, arkasından araştırma yapma isteği uyandıran, düşündüren bir deneyim oldu. Gizem ve derinlik arayanlara tavsiyemdir.
Göbeklitepe'nin Kayıp MührüMetin Aydın
Kalemine sağlık leziz bir inceleme olmuş. Ve ayrıca kitap çok ilgimi çekti. Tarih, gizem ,esrar, mitoloji bir arada listeye ekleme değer bir kitap 🤌🏽❄️
Buraya çok takılmadığım için instagramda yazını okudum ve bayıldım şu kitabı kaydediyim diye girdim ki satın alacaklarım arasındaymış. Sen beğendiysen güzeldir. Bir ara alacağım inşallah