Puan vermedi·272 syf.····Okunma: 20 Mayıs 2026 15:52 Bir kitap düşünün, betimlemeleri o kadar güzel yazılmış ki; denizden yalıya doğru esen rüzgar, sayfalar arasından yüzünüze vuruyor. Çayırların arasında hışırdayıp geçen esintiye karışıp karakterler ile beraber İstanbul’un korularında yürüyorsunuz. Kayıkta onlarla beraber fırtınaya yakalanıyor, kararan denize bakıyorsunuz.
Bu kitabı okumak bir sanat filmini izlemek gibiydi. Okuyanlar da fark etmiş olacaktır ki olay örgüsü ile mevsimler birbirine paralellik gösteriyor. İnce ince düşünülerek yazılmış adeta nakış gibi işlenmiş bir kitap. Şimdi size mevsimlerle olayların nasıl iç içe geçerek anlatıldığını kısaca özetleyeceğim.
Yaz : Süreyya(Erkek) ailesi ile birlikte yaşadığı bağ evinde çok sıkılmaktadır. Deniz kenarında bir yalıda yaşamanın hayalini kurar. Suat(Kadın) kocasının sıkıntısının farkındadır. Kocasının mutlu olması onun en büyük saadetidir. Tamamıyla kendini kocasına adamıştır. Eşinin arzusunu yerine getirebilmek için babasından para alır ve eşinin çok istediği yalıya taşınırlar. Necip(Bence yazarın kendisidir. Yazarın hayatını okursanız çok benzer karakterler olduğunu göreceksiniz. Yazarın da kadınlardan yana yüzü gülmemiştir.) Süreyya’nın bir akrabası ve yakın arkadaşıdır. Kadınların hepsini aldatmaya meyilli ve adi karakterler olarak görür. Lakin Suat’ın kocasına derin bağlılığı ve kocasının arzularını kendi arzularının önüne koyduğunu gördükçe onun ruhundan ve karakterinden çok etkilenir. Aynı yaz mevsiminde her şeyin olgunlaşması gibi bu aşk da zamanla olgunlaşır büyür. Suat da kocasının sadece kendi zevkleri ile ilgilenip onu boşlamasından muzdarip Necip’in aşkına daha fazla direnemez ve karşılık verir.
Sonbahar(Eylül): Ama bu aşk onlara lezzet vermez. Çünkü Suat kocasını aldatmayı iğrenç bulur. Necip ise Suat aşkına karşılık verirse Suat’ın o yüce kimliğinin bozulup adi bir kadın olacağını hisseder. Bir ara birbirlerini kardeş gibi sevmek isterler ama bu da uzun sürmez. Havalar soğuyunca Süreyya’nın ailesinin evine geri dönmeleri gerekir. Aynı ağaçların yapraklarını dökmesi her şeyin ölüp çürümesi gibi bu aşk da ölmeye mahkumdur.
Kış: Bu süreçte Suat ve Necip birbirlerinin duygularını tam anlayamayıp koparlar. İkisi de birbirlerini suçlar. Kışın ağaçların ölmesi gibi aşkları ölmüştür. Suat namus kavramını düşünür ve aynı bazı ağaçların kışa dayanıp yapraklarını dökmemesi gibi o da aşkın ızdırabına katlanacaktır.
Yangın ve Evin çöküşü: Karakterler sonunda birbirlerini anlar. Aşklarını kabul ederler. Ama birlikte olamayacaklarının da farkındalardır. Necip Suat’a veda eder ve ondan sonsuza kadar ayrılır. Evde bir yangın çıkar. Necip ve Süreyya, Suat’ı kurtarmak için içeri koşarlar ama Süreyya geri kaçar. Ev Necip ve Suat’ın üzerine çöker. Kitaptaki temsili anlatımı düşünecek olursak aşkları ikisini de yakıp öldürmüştür. Ev yani toplum, ahlak kuralları, ananeleriniz vs. başlarının üzerine çöker.
Benim bu kitaptan çıkarımım şudur: Zaaflarımız, arzu ve istekleriniz eğer onlara hükmedemezsek en büyük felaketlerimiz olabilir. Aşk her zaman iyi değildir bazen insanın ruhunu parçalar ama yazarında bahsettiği gibi kıyısından köşesinden aşkı hiç tatmayan kendine yaşadım demesin.