Puan vermedi·88 syf.····Okunma: 20 Mayıs 2026 21:19 Andre Gide’in Pastoral Senfoni’sini bitirdim ve açıkçası kitap boyunca en çok hissettiğim şey rahatsızlıktı. Ancak kötü yazılmış bir rahatsızlık değil, aksine yazarın bilinçli olarak insanın içine bıraktığı o huzursuzluk hissi. Çünkü kitap ilerledikçe ortada sadece “yardım eden iyi bir adam” olmadığını anlamaya başlıyorsunuz.
Kör bir genç kız olan Gertrude’u evine alan bir papazın hikâyesi gibi başlıyor her şey. İlk bakışta merhamet, iyilik, vicdan gibi görünüyor hatta. Fakat satır aralarında başka bir şey dolaşıyor. Ve Gide bunu küçücük cümlelerle hissettiriyor. Zaten en etkileyici tarafı da bu bence. Kısacık bir cümleyle karakterin bütün iç yüzünü görüyorsunuz.
Gertrude’a bir noktaya kadar kızamadım açıkçası. Dünyadan izole büyümüş bir genç kızın ilk kez şefkat gördüğü insana bir şeyler hissetmesi bana çok insani geldi. Belki o his aşk bile değildi, sadece öyle olduğunu sandı. Ama yetişkin olan, sınırı koyması gereken kişi papazdı. Ve bunu yapmak yerine kendi duygularını sürekli “iyilik”, “inanç”, “Tanrı sevgisi” gibi kavramların arkasına sakladı. Kitap boyunca en çok buna sinirlendim sanırım. Çünkü gerçek hayatta da insanların kendi arzularını ya da bencilliklerini kutsal bir dilin arkasına gizlemesi beni çok rahatsız eden bir şey.
Bir noktadan sonra şunu düşündüm sürekli: Kör olan gerçekten Gertrude muydu? Çünkü Gertrude gözleri açıldığında başka insanların acısını görebildi. Özellikle Amelia’nın sessiz hüznünü… Ama papaz kendi karısının kırılışını hiç göremedi. Belki de kitap boyunca asıl kör olan oydu.
Bir de Gide’in yazım tarzına iyice alıştığımı fark ettim. Hep belli bir sakinlikte yazıyor olamasında rağmen o sakinliğin altında inanılmaz rahatsız edici şeyler dönüyor. Dini referansları, vicdan sorgularını, bastırılmış arzuları o kadar doğal yerleştiriyor ki kitap bittikten sonra olaylardan çok karakterlerin zihni kalıyor akılda.
Kısacık bir kitap olsa da insanın içinde bıraktığı his çok etkili. Siz bu kitabı okudunuz mu?