10/10
·328 syf.··
Beğendi
·
2026 85. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2026 16:11
Gerçekten insanın içine sessizce yerleşen kitaplardan biri. İlk başta “zamana dönüp hataları düzeltme” fikri kulağa fantastik ve hatta biraz eğlenceli geliyor ama sayfalar ilerledikçe hikâye insanın kalbine ağır ağır dokunmaya başlıyor. Çünkü kitap aslında geçmişi değiştirmekten çok, insanın kendi seçimleriyle yaşamasını anlatıyor. Mitch Albom’un anlatımında çok sevdiğim bir şey var: Sade yazıyor ama vurduğu yer derin oluyor. Büyük büyük cümleler kurmadan insanı düşündürmeyi başarıyor. Bu kitapta da aynı hissi aldım. Alfie’nin yaşadıkları sadece onun hikâyesi değilmiş gibi geliyor bir noktadan sonra. Okurken sürekli kendi hayatını düşünüyorsun. “Ben olsam hangi günü geri almak isterdim?”, “Bir hatamı düzeltmek ister miydim?” ya da daha önemlisi “Gerçekten her şey daha güzel olur muydu?” diye sorgulamadan edemiyorsun. Alfie karakteri de bu yüzden çok gerçek hissettirdi bana. Çünkü gücü olmasına rağmen kusursuz biri değil. Hatta bazen çok bencilce kararlar alıyor, bazen korkuyor, bazen açgözlü davranıyor. Elindeki yeteneği ilk başta hata düzeltmek için kullanırken zamanla bunun bir bağımlılığa dönüştüğünü görmek çok etkileyiciydi. İnsan okurken şunu fark ediyor: Sürekli ikinci şans verilmesi aslında bir nimet değil, bazen büyük bir yük. Çünkü ne kadar değiştirirsen değiştir, hayat senden mutlaka bir bedel alıyor. Gianna ile olan hikâyesi ise kitabın en can yakan tarafıydı bence. Alfie’nin onu gerçekten sevdiğini hissediyorsun ama aynı zamanda insanın kararsızlığının ve doyumsuzluğunun aşkı nasıl yavaş yavaş mahvettiğini de görüyorsun. Özellikle “bir aşkı geri aldığında o kişinin sana bir daha âşık olamaması” fikri çok acımasız ama bir o kadar da anlamlıydı. Çünkü bazı duyguların büyüsü bozulunca geri dönüşü olmuyor gerçekten. Kitabın kurgusunu da çok sevdim. O sorgu odası atmosferi, Dedektif LaPorta’nın olayları çözmeye çalışması, kompozisyon defteriyle geçmişe gitmemiz hikâyeyi daha sürükleyici hale getiriyor. Sürekli “Acaba gerçekten zamanda geri mi gidiyor yoksa başka bir şey mi var?” diye düşünüyorsun. Hele final kısmı… Kitap boyunca anlattığı her şeyi başka bir yere bağlaması çok etkileyiciydi. Son sayfalarda insanın içinde hem bir hüzün hem de garip bir boşluk kalıyor. Bence kitabın en güçlü yanı şu: Fantastik bir fikir anlatıyor ama özünde tamamen insan ruhuna dair bir hikâye. Pişmanlık, aşk, kaybetme korkusu, yanlış seçimler, “keşke”ler… Hepimizin içinde olan şeyleri anlatıyor. O yüzden de okurken Alfie’ye bazen kızsan bile onu anlayabiliyorsun. Bazı yerlerde verdiği mesajları biraz fazla tekrar ettiğini ben de hissettim açıkçası. Özellikle “hayatın değeri”, “ikinci şanslar” gibi temaları bazen fazla vurguluyor. Ama buna rağmen kitap akıcılığını kaybetmiyor. Zaten kısa olması da avantaj; bir kahve eşliğinde başlayıp bitirilecek ama bittikten sonra uzun süre düşündürecek türden bir kitap. En çok da şu hissi bıraktı bende: Belki de hayatın güzelliği her şeyi düzeltebilme şansımızın olmamasında saklı. Çünkü bazı anlar geri alınamadığı için değerli. İnsan sevdiklerine, yaptığı seçimlere ve yaşadığı ana biraz da bu yüzden daha sıkı tutunuyor. Ve sanırım kitap boyunca en çok içime işleyen şey buydu: İkinci bir şans bazen mutluluk getirmiyor. Bazen insanı sadece, ilk seçiminde neyi kaybettiğiyle yüzleştiriyor.
Bir Kere DahaMitch Albom · Destek Yayınları · 202645 okunma
·
48 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.