Puan vermedi·314 syf.····Okunma: 18 Mayıs 2026 09:11 Mutfafta bir mevki, sarayda bir makam ya da Paşa kapısından bir ihsan değildi istediği. Onun istediği başkaydı ve Matbah-ı Âzam onun için sadece bir vasıtaydı.
Göremese de, giremese de Harem’in hemen arkasında olduğunu biliyordu. Ve bir tek ses bekliyordu. Doğru işi yaptığını gösterecek tek bir nağme…
Ona “Pir-i Lezzet” demişti İsfendiyar Usta. Bir mucizeydi o, nadide bir yetenek. Bir mutlak damağa sahip, cümle tatları en ince ayrıntısına kadar ayırt edebilen ve yeryüzündeki tüm lezzetlere hükmedebilen lezzetlerin hükümdarıydı Pir-i Lezzet.
Bir insan bir yemekten neden nefret eder ya da onu çok sever? Çünkü o yemekle ilgili muhakkak bir hatırası vardır. O lezzeti her tattığında o hatırayla birlikte, hatıranın hissi de yeniden uyanır.
İşte Açıbaşı’nın kabiliyeti lezzetlerin uyandırdığı tüm gizli hislere hükmedecek kadar kuvvetliydi. Ona bu öğretildi. Ehil bir aşçı haline gelmek için uzun bir yolculuk geçirecekti.
Bu yolculuğun başlangıcında tanıdı Kamer’i. Onun sesinin yankısı hiç bitmesin istedi. O günden sonra yemekleri aktardığı kapların en altına Kamer için küçük bir hediye yerleştirmeye başladı Aşçıbaşı. Karşılık olarak da Kamer, her öğün sonrası odasının penceresinden dışarı doğru bir şarkı söylüyordu. Ama uzun sürmedi. Sirrah ve Adem Usta ayırdı onları.
Ne var ki ilerleyen zamanlarda Aşçıbaşı o gün hissettiği ekşi elma kokusunu unutmayacak, derbeder bir vaziyette çıkacağı yolculukta,yine bir kadın tarafından aklı başına devşirildiğinde neyi yapmadığını anlayacaktı…
İşte o vakit Itırlar Hanım’ın sözleri, Aşçıbaşı’nın içine sakladığı bütün hatıraların kapısını aralayacaktı:
“Bütün bunları yapabilmen için önce insan denen o varlığı çok iyi tanıman lazım. O varlığı tanıyabilmen için de önce kendi varlığından haberdar olmalısın. Lakin sen kendi hislerinden birer hortlakmış gibi kaçmaya, kendi hatıralarını birer pislikmiş gibi gömmeye ve yok etmeye çalıştığın sürece bunu nasıl becerirsin, bilmem. Ama sana naçizane küçük bir tavsiye verebilirim: Bırak kendinle cebelleşmeyi. Çöz hatıralarının zincirlerini. Bırak aksınlar. Sen sadece dur ve düşün. Ama hakkını vererek düşün. Sadece aklınla değil, kalbinle de düşün.”