·424 syf.··Beğendi
···Okunma: 22 Mayıs 2026 13:13 Bu kitabı o kadar heyecanla bekledim ki anlatamam. Serinin her kitabını sevsem de Arturo’nun hikâyesine karşı ayrı bir merakım vardı. Özellikle önceki kitaplarda gördüğümüz o mesafeli, sert ve geleneksel tavırlarının nasıl bir kadına yenileceğini gerçekten çok merak ediyordum. Ve karşısına Tara gibi tam anlamıyla kaos bırakmaları bence aşırı iyi bir tercihti.
Tara’yı ilk andan itibaren sevdim çünkü Arturo’nun istediği “sessiz, itaatkâr, söz dinleyen eş” olmayı zerre umursamıyor. Adam evlilikle birlikte düzen kuracağını sanıyor ama karşısındaki kadın resmen bütün düzenini yerle bir ediyor. Tara’nın o rahat, aklına eseni yapan, bazen düşünmeden hareket eden halleri Arturo’yu çıldırtırken beni sürekli eğlendirdi. Aralarındaki atışmalar, inatlaşmalar ve birbirlerini zorlamaları kitabın en keyifli kısmıydı.
Arturo karakteri ise beklediğimden daha yumuşak çıktı diyebilirim. Başta aşırı kuralcı, kontrolcü ve geleneksel biri gibi görünse de Tara karşısında yavaş yavaş çözülmesini okumak çok güzeldi. Özellikle onu anlamaya çalıştığı anlarda “tamam işte şimdi düştün” dedim sürekli. Adamın fark etmeden Tara’nın kaosuna alışması, hatta o kaosu sevmeye başlaması çok tatlıydı.
Kitapta en sevdiğim şeylerden biri de zoraki evlilik temasının gerçekten hissedilmesiydi. Çünkü ikisi de bu evliliği isteyerek yapmıyor ama zamanla birbirlerine karşı gelişen o çekim çok doğal ilerliyor. Nefretten aşka trope’unun verdiği o gerilim ve çekim hissi kitabın çoğu yerinde vardı. Özellikle birbirlerine sinir oldukları sahnelerde aradaki kimya daha çok hissediliyordu bence.
Drago’yu ve diğer karakterleri tekrar görmek de aşırı güzeldi. Seriyi uzun süredir okuyan biri olarak aile havasını hissetmeyi seviyorum. Ama dürüst olmam gerekirse onların daha fazla sahnesi olsun isterdim. Özellikle Arturo ve Drago dinamiğini okumak çok keyifliydi.
Yalnız seriyi okuyanlar bilir; kitapların belli bir formülü var artık. Mafya, zoraki evlilik, dominant erkek, güçlü kadın, çatışma ve tutku… Bu yüzden bazı yerlerde “evet bunu daha önce hissetmiştim” duygusu oluşuyor. Ama buna rağmen seri hâlâ kendini okutuyor çünkü karakter dinamikleri bağımlılık yapıyor. Bence bu kitabın gecikerek çıkması benim için avantaj olmuş çünkü araya zaman girince aynı trope’lar gözüme daha az battı ve hikâyeyi daha keyifli okudum.
Genel olarak baktığımda Tutkulu Kaoslar, serinin en eğlenceli çiftlerinden birine sahipti diyebilirim. Arturo’nun o kontrollü dünyasının Tara tarafından altüst edilmesini okumak çok keyifliydi. Atışmaları, gerilimleri, birbirlerini deli etmeleri ve sonunda o inatçı duvarların yıkılması… tam bir nefretten aşka keyfi verdi bana.