Puan vermedi·164 syf.····Okunma: 24 Mayıs 2026 20:45 》1910 Halley kuyruklu yıldızının Dünya'ya yaklaşmasıyla birlikte İstanbul'da yaşanan heyecan ve kaos anlatılıyor.
《Hikayenin merkezinde ise bu olay hakkında araştırmalar yapan, konferanslar veren, kadınlar hakkında oldukça önyargılı bir adam olan İrfan ve ona mektuplar gönderen gizemli bir kadın var. Bu mektuplar sayesinde ikili arasında adeta bir zeka oyununa dönen bir ilişki başlar.
》Bu kaosun ortasında halkın batıl inançları, bilimle alay eden ya da yanlış anlayan insanlar, kadın-erkek ilişkileri mizahi bir şekilde eleştiriliyor.
》Her yeni bilgiyi sorgulamadan yutan, duyduklarını büyütmeden duramayan, ölüm korkusuyla burun buruna gelince hemen dürüst insan olmaya çalışan, günümüzden hiç farkı olmayan mahalle halkı ise kitabın en gerçekçi ve eğlenceli kısmı olmuş. Yazar dönemin şartlarını, insan ve toplum yapısını, örfü ve adetini o kadar güzel yansıtmış ki okurken siz de kendinizi mahalleden biri olarak hissediyorsunuz.
》Kitap aslında dedikoduyla açılıyor: Daha ilk sayfalarda mahalle kadınlarının konuşmaları var ve bu ton hiç değişmiyor. Bu şekilde kitabın samimi havasına çok uygun ilerliyor.
》İrfan’ın kadın düşmanlığı çok “derin” değil; aslında tek bir reddedilme üzerine kurulu. Bu da karakteri zaman zaman ciddiyetinden koparıp içimizden biri yapıyor.
》Mektuplaşmalar kısmı, bugünün “görmeden bağ kurma” durumunun eski versiyonu gibi hissettiriyor. Ve kitapta en garipsediğim olay da buydu.
》Kitapta sürekli bir bilim vs. hurafe çatışması var ama yazar bunu ders verir gibi değil, tiye alarak anlatıyor.
》En güzel detaylardan biri: Herkes kıyamet beklerken, karakterler aslında kendi küçük dünyalarının derdinde. Herkes beklenilen felaket olmazsa neler yapacağını konuşuyor. Yazar bu şekilde insanoğlunun aslında hiç kıymeti olmayan bu dünyaya bağlılığını gözler önüne seriyor.
》 İnsanlar çoğu zaman bilmediklerinden korkar, ama asıl komik olan o korkuyla ne yaptıkları, kriz anında nasıl çözümler ürettikleridir.