*Spoiler*
Uğultulu Tepeler kitabı bir aşk romanı gibi duruyor ama aslında aşk en zayıf olan duyguydu. Ana temalar: İntikam, nefret ve sınıf ayrımı. Önce kısaca özet, sonra inceleme yazacağım.
Kitabı kısaca özetleyecek olursam; İngiltere'nin bir kırsalında iki köklü aile olan Earnshaw ve Linton aileleri huzurla yaşarken bir gün Mr Earnshaw eve kara tenli, 6 yaşında nereden çıktığı belirsiz bir çocuk getirir: Heathcliff. Earnshaw'un öz oğlu Hindley ile anlaşamazlar ve babası evlatlık oğlunu öz oğlundan üstün tutar. Bu da Hindley'nin Heathcliff'e kin beslemesine neden olur. Earnshaw'un kızı Catherine ile Heathcliff arasında aşk yaşanmaz ama ruhsal bir birliktelik yaşanır. Ancak Catherine onu kendinden küçük görüp komşusunun zengin, saygın ve görgülü oğlu Edgar Linton ile evlenir. Statüyü sevgiye tercih eder. Heathcliff ise evi terk eder ve bir süre sonra nasıl olduğu bilinmiyor ama çok zengin bir şekilde döner. Cathrine eşi Edgar ile Heathcliff arasında kalır, hastalanır ve doğum yaparken ölür. Heathcliff ilginç bir şekilde Catherine'in arkasından üzülmek yerine ruhunun huzur bulmaması için beddua okur. Heatcliff daha sonra Catherine'in kızını kendi hasta ve ölmek üzere olan oğlu ile evlendirir ve Mr Linton öldükten sonra Lintonların mirasına konar. Hindley de ölünce Earnshawların mirasına konar. Hindley'nin oğlu Hareton'ı okutnayıp kasten cahil bırakır. Amaç Hindley'den intikamdır yine. Heathcliff her şeyi elde etti ama huzuru yoktu çünkü tüm bu intikam planları Catherine'i geri getirmedi. Öz oğlu öldükten sonra dul kalan Cathy (Catherine'in kızı) ile kuzeni Hareton (Hindley'nin oğlu) ile yakınlaşır. İlk başlarda cahil Hareton'ı küçümser çünkü okuma yazma bile bilmiyordur. Sınıfsal farklılıklardan dolayı ikisinden bir çift olmaz gibi görünse de Cathy'nin ona okuma yazma öğretmesi ile Hareton kanında bulunan Earnshaw asaletinin de farkında vararak daha eğitimli ve görgülü davranır artık. Bu iki genç Catherine ile Heathcliff'in gençliklerine benzer. Tarih tekerrür eder. Onlar tam olarak Heathcliff ile Catherine'in olabilecekleri mutlu sondu. Heathcliff onları görünce üzüntüden yemeyi bırakıyor. Çünkü artık kendi hayatındaki boşlukla yüzleşmekten başka yapabileceği bir şey kalmıyor.
Brontë hiçbir karakteri tertemiz bize sunmamış. Her birinin bir kusuru mutlaka var. Karakterle bağ kurmak için onların masum olmasına gerek yok hatta daha gerçekçi yani iyi-kötü yanları söylenmiş karakterlerle bağ kurmak daha kolay çünkü onlar samimidirler. Ancak bu kitapta ciddi bağ kurabildiğim hiçbir karakter olmadı. Belki Edgar Linton ve kardeşi Isabella Linton olabilir. Asil, saygın, güçlü görünen ve görgülü karakterler olsalar da ikisi de zayıftı. Aşka yenik düşen saf kalpli belki de zayıf insanlardı. Ancak bir açıdan da cesurlar çünkü yaralanabileceğini göze alarak kalbini savunmasız bırakmak cesaret ister. Yaralanabilmeyi herkes göze alamaz... Kötülük görseler de zarif duruşlarından dışarı çıkmadılar. En çok onlara üzüldüm. Diğerleri başlarına geleni hak ettiler.
Heathcliff'in canavarlaşması meselesine gelirsek... Sosyete onu başından itibaren insan yerine koymadı. Kimliği meçhul, kökeni şüpheli, rengi koyu. Mr Earnshaw ona değer verse de Hindley'in ona uyguladığı küçümseme, yıllar sonra Heathcliff'in Hindley'nin oğlu Hareton'a uyguladığı küçümsemeye dönüşüyor. Zorbalık nesiller arası aktarılıyor. Ama Brontë burada direkt Heathcliff'i suçlamıyor. Onu buraya sınıf ayrımının da getirdiğini sürekli göze sokuyor. En sonda üzüntüden ölmesi ise canavarların içinde de bir insanın olabileceğini gösteriyor.
Kitabı gerçekten sıkıcı buldum. Beni çekmeyen konular uzun uzun anlatılmış. Ancak sınıfsallığı ve kötü karakterlerin motivasyonunu iyi açıklamış.