·415 syf.····Okunma: 14 Mayıs 2026 00:00 Selamlar. Bu kitap korkunç değildi bence ama kitabı Jack taşıdı diyebilirim. Genel anlamda slow burn ilerleyen nefretten aşka temalı bir Ali Hazelwood kitabı. Yazarın diğer kitaplarını okuduysanız kurguların genel olarak birbirlerine benzediğini fark etmiş olabilirsiniz. Bu kitap da konu ve olayların ilerleyişi bakımından Aşk Hipotezi ya da Beyindeki Aşk’tan çok farklı değildi bana göre.
Kadın karakterimiz Elsie beni yordu. Elsie sadece insanların istediği kişi olabilirse sevilebileceğini düşünüyor. Kimseye asla hayır diyemiyor daha doğrusu bilinçli olarak dememeyi seçiyor. Yazar Elsie’yi tam bir people pleaser olarak yazmış ve bunu her fırsatta söylemiş. Elsie bana tutarsız bir karakter gibi geldi. Elsie aslında analitik olarak inanılmaz zeki bir kadın. Zaten Ali Hazelwood bu tarz kadın karakterler yazmayı seçen bir yazar. Ancak diğer taraftan Elsie analitik olarak ne kadar zekiyse duygusal olarak o kadar aptal bir karakter. Elsie kitap boyunca insanları analiz edebilmesini ve onların istedikleri karaktere bürünebilmesini ve bunu inanılmaz derecede iyi bir şekilde yapmasını övüyor. Yani baktığınızda çok iyi bir gözlem yeteneğine sahip aslında. Ancak aynı Elsie sahte karakterlere bürünerek elde ettiği geçici ilginin gerçek olmadığını, aradığı sevgiyi dışarıdan bu şekilde tatmin edemeyeceğini, bu bukalemun halinin sosyal tükenişe sebep olacağını ve bütün bunların sonunda hala yalnız kalacağını asla görmüyor.
Tabii ki analitik zeka duygusal zekayı beraberinde getirmiyor ancak Elsie’de bu duygusal geri zekalılık hali çok fazla göze batıyordu. Belki de Elsie “insanların istediği Elsie olma” işini bu kadar normalize etmeseydi ve bu durumun sevgi getireceğini inancını canla başla savunmasaydı bu kadar rahatsız olmazdım.
Travma insanlarda kusurlu içgörülere sebep olur, doğru ve yazar da Elsie’nin bu kusurlu içgörüsüne de bir sebep vermiş ancak sorun şu ki kişiler bu kusurlu içgörülerinin bu kadar kusurlu olduğunu bile bile bu kadar savunmazlar. Belki de ben fazla bilinçli bir yerden yaklaşıyorum ancak yazar sanki Elsie’nin bu mantıksız inancını aklamak için bu motife defalarca değinmiş gibi geldi bana. Ya da başka bir şekilde ifade etmem gerekirse insanın sevilmek için bu kadar çaba harcamaması gerektiğini ya da sırf sevilmek için başka birine dönüşmesi gerektiği düşüncesin mantıksızlığı bu kadar zeki bir karakter için fark edilmesi bu kadar zor bir olgu olamaz, olmamalı.
(SPOİLER)
Elsie’nin tutarsız bir karakter olduğunu düşünmemin bir diğer nedeni herkesi inanılmaz kolay bir şekilde okurken Jack’i asla okuyamaması. Elsie ortalama seviyede gözlem yeteneğine sahip bir karakter olsa ya da en azından yazar Elsie’nin gözlem yeteneğinin kusursuzluğuna bu kadar çok değinmese Elsie’nin Jack’i okuyamamasını garipsemem. Ama yazar Elsie’yi tekrar tekrar övmüş. Elsie inanılmaz iyi bir gözlemci olduğuna ve herkese istedikleri Elsie’yi verebileceğine o kadar inanıyor ki Jack’i asla okuyamaması ciddi bir sorun yaratıyor. Karakterlere verilen yetenekler bu kadar uçlara taşındığında yani kusursuzluk sınırında olduğunda yazarlar olay yaratabilmek için tutarsızlık yaratmak zorunda kalıyor.
Elsie’nin zekasıyla ilgili tutarsızlık olduğunu düşündüğüm bir diğer konu Jack’in Elsie’nin bu bukalemun gibi karakter değiştirme halini anlamasına şok olmasıydı. Yani güzel kızım dünyada iyi bir gözlemci olan tek kişi sen değilsin. Kaldı ki karşındaki adam başka fizik dehası. Onu da geçtim seni biraz tanıyan ve farklı insanların yanında gözlemleyen biri zaten bir gariplik olduğunu anlar. Kendi içinde bile tutarlı değilsin ki…
(SPOİLER SONU)
Yani belki de temelde Elsie’nin kendini bu kadar harika sanarken ve yazar bize Elsie’yi Elsie’nin düşünceleri üzerinde bu kadar çok överken Elsie’nin duygusal bir gerizekalı olması beni rahatsız etti.
Kitapta bir makale meselesi var. Zamanında Jack -bir takım kişisel sebeplerle- teorik fiziğin ne kadar anlamsız bir alan olduğunu ispatlamak için sahte bir makale yazmış ve bu makaleyi bir teorik fizik dergisine göndermiş (bunları kitabın ilk bölümlerinde öğreniyorsunuz). Ne hikmetse makale yayınlanmış ve bir sosyal medya hesabı bu makalenin saçmalıktan ibaret olduğu ifşalayınca teorik fiziğin itibarı bilim dünyasında yerle bir olmuş. Bu olay yüzünden teorik fizikçiler -özellikle de Elsie- bir deneysel fizikçi olan Jack’tan nefret ediyorlar. Akademide işlerin nasıl ilerlediğinden emin olmamakla birlikte bir makalenin sahte olduğu anlaşılmadan dergide basılacak kadar yükselebilmesi bana absürt geldi. Diğer yandan bu derginin o dönemki editörü Elsie’nin danışmanı olan Dr. L. bu olaydan sonra işini ve itibarını kaybetmiş. Elsie ise Dr. L.’in başına gelenlerden tamamen Jack’i sorumlu tutuyor. Yazar Elsie ve Jack arasındaki bu nefretten aşka ilişkisini bu temel üzerine kurmuş ancak bu nefret bana mantıklı gelmedi. Sonuçta bir makale yazılmış ve dergi makaleyi inceleyip sahte olduğunu ya da mantıklı bir temele dayanamadığını anlamamış ve yayınlamaya karar vermiş. Bildiğim kadarıyla akademide makalelerin dergide yayınlanması zor bir şey ve yazar için prestij göstergesi. Durum böyleyken sahte bir makale alanında önemli bir dergide yayınlanabiliyorsa bence de birilerinin işini kaybetmesi gerekiyor. Elsie’nin bu durumda objektiflikten bu kadar uzak olması bana biraz saçma geldi. Diğer yandan alanınız saçma değilse -ki zaten olmadığına kitapta birkaç yerde değiniliyor- bunu ispatlamak da yine sizin sorumluluğunuz.
Elsie’nin tutarsızlıklarının sonu asla gelmiyor. Elsie insanların istediği Elsie’ye dönüşebilmek için herkese yalan söylüyor. Sevmediği şeyleri sevdiğini söylüyor, ilgisi olmayan alanlara ilgiliymiş gibi görünüyor, insanları rahatlatabilmek için başından hiç geçmemiş olayları yaşanmış gibi anlatıyor vs. Yani kızın söylediği her şey yalan olabilir yani. Bunu art niyetle mi yapıyor yoksa aslında hepsi beyaz yalanlar mı yargısını size bırakıyorum. Ama herkese tek ayak üzerinde 40 tane yalan söyleyen biri olarak Jack’in -bence oldukça haklı nedenlerle- kendisine söylemekten kaçındığı bazı gerçekleri yalan olarak nitelendirip çok büyük tepkiler veriyor. Söylenmemiş gerçek yalan mıdır değil midir yine tartışmaya açık bir konu tabii. Benim asıl rahatsız olduğum şey ortada kasıtlı bir yalan olmamasına, üstelik Elsie’nin sürekli yalan söylüyor olmasına rağmen bu konuda Jack’e çok fazla yüklenmesiydi.
Jack ile ilgili söyleyeceğim çok fazla şey yok. Jack (neredeyse) mükemmel bir erkek karakter. Ali Hazelwood erkekleri bir markadır. Bu kadının aşkından ölen erkek karakterler yazmasına bayılıyorum. Jack’in Elsie’ye karşı inanılmaz sabırlı olması çok güzeldi. Jack, Elsie’nin başkalarını memnun etmeye çalışırken kendi isteklerini yok saydığını ve sevilme uğruna yapabileceği şeylerin sınırı olmadığını anladıktan sonra Elsie’ye karşı kendini ve isteklerini birkaç adım geride tutuyor. Yani tabii ki art niyetli olamayan ve gerçekten seven her beyin yapması gerektiği gibi… ama bu gerçek şu an Jack’i övmemi engellemeyecek. Şekerkelebeğim ilk aşık olan taraf ve üniversitedeki pozisyonu gereği Elsie’yle olan profesyonel ilişkisi ve duyguları arasından kalıyor. Bu süreci çok iyi yönettiğini düşünüyorum. Bana sorarsanız daha iyi yönetemezdi.
Jack’ten bahsederken kitapta “Kardeşimin sevgilisine aşık oldum” klişesinin işlendiğini söylemeden geçmeyeyim. Benim için kesinlikle kırmızı bayrak olan klişelerden. Kardeşimin/arkadaşımın sevgilisi dünya ahiret bacımdır/abimdir. AMA bu kitapta Jack’in kardeşiyle Elsie’nin aslında sevgili olmaması -ki ilk sayfalarda öğreniyoruz zaten bunu- bu kitabı benim gözümde kabul edilebilir bir yere koyuyor. Bu klişeyi zamanında çok eleştirmiş ve Emma Scott’ın Her Şeyiyle kitabını sırf bu klişe yüzünden yerin dibine sokmuştum ama sanırım biraz yetişkinliğin ve amigdala gelişiminin getirdiği bir takım yeni düşünce motifleri ya da birçok olaya eskisi kadar anlam yüklemeyişimden kaynaklı bu kitabı ve hatta Her Şeyiyle’yi düşünürken kendimi “Herkes yetişkin, herkesin her şeyden haberi var ve herkesin onayı var” diyerek bu klişeden eskisi kadar rahatsız olmazken bulduğumu itiraf edebilirim. Katılırsınız katılmazsınız tabii ki size kalmış.
Kitabın başında Jack, Jack’in kardeşi ve Elsie arasında anlamsız bir iletişimsizlik geçiyor. Yazar nefret aşka klişesinin Jack tarafındaki ayağını kurmaya çalışırken gereksiz bir iletişimsizlik yaratmış gibi geldi bana.
Bu kitapla ilgili beni tetikleyen şey Elsie’nin iş bulma süreci oldu. Ali Hazelwood kitaplarında toplumsal meselelere yer verir. Yazarın bu yönünü çok seviyorum. Bu kitapta Elsie’nin misafir öğretim üyesi olarak çalışırken yaşadığı ekonomik zorlukları ve akademide işe girmeye çalışırken yaşananları okuyoruz. Ben Elsie’nin umudunu, umutsuzluğunu, çaresizliğini iliklerime kadar hissettim. Benzer süreçlerden geçmiş biri olarak bu bölümler hem Elsie’yle bağ kurmamı sağladı hem de beni duygusal olarak yordu. Yani yazar iyi bir iş çıkarmış diyebilirim.
Elsie akademinin ödediği maaşla geçinemediği için ek iş olarak sahte sevgililik yapıyor. Yaptığı iş bir çeşit oyunculuk aslında. Herhangi bir yakınlaşma ya da kişisel hiçbir paylaşım yok. Kitabın yorumlarını okuduğumda Elsie’yi hayat kadınlığıyla suçlayanlar olmuş ancak ben katılmıyorum. Teknik olarak karşılığında para kazandığımız her işte kendimizi, emeğimizi, zekamızı, fiziksel gücümüzü kiralıyoruz. Sosyal ortamlarda sevgili rolü oynamanın da farklı olduğunu düşünmüyorum.
Kitapta birkaç yerde Elsie sahte sevgililik olayını anlatırken herhangi bir yakınlaşmaya girmediğini net bir şekilde belirttiğini aynı zamanda hayat kadınlarına saygı duyduğunu söylüyor. Yorumunda buna yer vermemin nedeni bunun tartışmaya açık bir konu olması ve bu görüşten rahatsız olacaksanız -ki olabilirsiniz. Tamamen kişisel fikriniz.- bu kitabı okumanızı tavsiye etmem. Diğer yandan ben hayat kadınlarını onursuzlukla ya da kolayı seçmekle suçlamanın sınanmamışlığın kibri olduğunu düşünüyorum. Yaşamadığımız hayatlar hakkında bu kadar yukarıdan yargılarda bulunmayı doğru bulmuyorum.
Bu kitapla ilgili eleştireceğin son konu terapi meselesi. Elsie, bebeğim, düzgün bir terapi sürecine başlaman lazımken bir terapistin yeni yeni fark etmeye başladığın inişli çıkışlı duygularını “debelenmek” olarak nitelendireceğini düşünmen inanılmaz bir cahillik. Elsie’nin negatif duygularını ve sorunlarını yok saymak yerine kabullenmesi gerektiğini fark etmesi harika. Evet o duyguları yaşamalı ve kabullenmeliyiz. Hayır işinde iyi bir terapist senin duygularını ve onlarla baş etmeyi öğrenme sürecini “debelenmek” olarak tanımlamaz. Şahsen kitaplarda mental sorunlara, duygusal farkındalıklara, terapi sürecinin iyileştiriciliğine ve önemine daha çok yer verilmesi gerektiğini düşünen biri olarak yazarların bu konulardaki kusurlu yaklaşımlarından hoşlanmıyorum.
Velhasıl Jack kardeşinin sevgilisine aşık olsan da harika bir erkek karaktersin ve sen olmasan bu kitap çekilmezdi. Kadın karakterin bana duvarları kemirtmesini saymazsak karakterler arasındaki ilişki dinamiği, olayların gelişme şekli ve hızı keyifliydi. Yine de Ali Hazelwood’un en iyi kitabı değil. Okumasanız bir şey kaybetmezsiniz.
Sevgilerle <3