Şafağın ilk ışıklarıyla sayfalarını araladığım bu eseri, gecenin derin sessizliğinde, ruhumda bıraktığı muazzam bir hayranlıkla nihayete erdirdim. Zamanın nasıl akıp gittiğini unutturan, 230 sayfalık bu soluksuz yolculuk; yalnızca akıcı bir anlatı değil, adeta asırlar öncesine, köklerimizin saklı olduğu o kadim topraklara yapılmış entelektüel bir hicretti. Metne eşlik eden nadide görseller ise, tarihin tozlu raflarını zihnimde canlandıran estetik birer köprü vazifesi gördü.
İnsan, mazisinin derinliğini idrak ettiği ölçüde geleceğe kök salar. Bu minvalde; kendi özünü felsefi bir şuurla kavramak, soyut bir geçmişi somut bir kimliğe dönüştürmek isteyen her Türkün bu eseri eline alması, satırlarında kendini araması ve ruhuna sindirmesi elzemdir. Hafızalarda iz bırakan, müstesna bir başyapıt...