Bir 23 Aralık günü, 16 yaşındaki Anna Lou Kastner adlı genç kız ortadan kayboldu. Avechot adlı küçük bir kasabada yaşayan ve oldukça dindar bir aile ve hatta komşulara sahip olan bu genç kızın ortadan kaybolmasına kimin sebep olabileceği gizemini korumakta çünkü kızın tek hayatı ev ve kilise arasında geçiyordu.
Çok geçmeden Mattia adlı bir çocuğun Anna Lou’nun peşinden hiç ayrılmadığı, psikolojik olarak rahatsız olduğu ve elindeki video kamerayla sürekli Anna Lou’yu video ve fotoğraflarını çekerek kayıt altına aldığı ortaya çıktı.Çocuğun bu takıntısı ise bir öğretmene kadar sıçradı ve sonrasında olayların ucu iyice koptu.Özel ajanın da medyayı oyuncak gibi kullanması da işleri hiç kolaylaştırmıyordu.
Bir 23 Şubat günü, kaybolma olayından 62 gün sonra, bu olayla ilgilenen özel ajan Vogel kasabayı hala terk etmemiş, üstelik sisli bir gece de kazaya karışmış ve şans eseri yaralanmamıştı ancak üzerindeki kan lekeleri soru işaretleri yarattı.Sonrasında özel ajan Vogel bir bir içini dökmeye başladı, hikayenin en başındaan en sonuna kadar.
Enteresan bir işleniş şekli ve enteresan karakterler, özellikle ajan Vogel.Adama çok sinir oldum, tüm kitap boyunca sövdüm ama kitabın sonunda da bir aferin demedim değil.Diğer kitaplarına nazaran daha durağan bir işleniş vardı ama sonuyla tatmin etti, ha en son kısma gerek var mıydı bilemem ama tek kitap olduğu için kabul edilebilir bir detaydı.Ne yazsa okur ve severim, ki bu kitap da hayal kırıklığına çok uğratmadı.Şimdi sıra Suflör serisine başlayarak hafızamı tazelemekte..