Bu kitabı birkaç yıl önce okumuş olsaydım bu nasıl bir hikaye, böyle şey mi olur diyip belki de kitabın sonunu görmeden bırakırdım. Ama şuan geldiğimiz noktada maalesef anlatılanların bir kitap kurgusunun çok daha ötesinde gerçeğin hikayeleştirmesi olduğunu görmek gerçekten çok üzücü.
Sapkın grupların dünyanın her yerine yayıldığı, insanların kendine ilkel duygu ve istekleri için her kötülüğü ve caniliği hak gördükleri bir zamanda onlarla aynı dünyada olmanın ve onlarla aynı havayı solumanın ağırlığını hissediyorsunuz kitabı okurken. Okuduğunuz zulümlerin bir yerlerde var olduğunu bilmek insana dokunuyor.
Biliyoruz ki bir yerlerde bir grup insanlar bir kurtarıcı gelmesini hızlandırmak için inanılmaz kötülükler ve zulümler işliyorlar. Birileri de onları engellemek için uğraşıp duruyor. Kitapta bu hikaye için günümüz Ortadoğu'sunu anlatıyor diyor. İşte buna inanmıyorum. Çünkü artık kesinkes biliyoruz ki kötülüğe bir merkez seçmek diğer ülkeleri aklamıyor. Şiddet, ölüm, bebek cinayetleri, suikast, ajanlık faaliyetleri ile ülkelerin alt edilmesi vb. her şey her yerde. Dünyaya medeniyet nutukları atanların insanlıktan nasip almadıklarına şahit olduğumuz bir zamandayız. "Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar" dediği bu olsa gerek Akif'in.
Kitap, 1577 yılında İstanbul'da Azadahak isimli sapkın bir cemaatin yaptıklarını ve onları yakalamaya çalışan iki Osmanlı ajanının hikayesini anlatıyor. Çok kısa sürede okunabilecek akıcı bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Sanki birisi tarihten buraya başını uzatmış da bize günümüzü anlatıyor gibi.