Yolun Sonundaki Kadınlar okurken beni sadece bir polisiyenin içine değil, insan zihninin karanlık ve karmaşık taraflarına da çekti.
Cinayet Büro’da çalışan komiserimizin aldığı bir görevle birlikte gerçeklik yavaş yavaş bükülmeye başlıyor. Bir noktadan sonra neyin gerçek, neyin zihnin oyunu olduğunu sorgularken buluyorsunuz kendinizi.
Ama bu kitap sadece bir suç hikâyesi değil… Kadın cinayetleri, yalnızlık, öfke, adaletsizlik ve görünmez bırakılmış hayatlar sayfalar boyunca insanın içine işliyor.
En dikkat çekici yanı ise döngüsel kurgusu. Nereye dönersen dön, sanki aynı yere çıkıyorsun ama hiçbir şey artık aynı kalmıyor… Tıpkı bir Möbius şeridi gibi.
Bu bir polisiye evet, ama bence asıl mesele katili bulmaktan çok daha fazlası. Yolun Sonundaki Kadınlar; atmosferi güçlü, düşündüren ve bittikten sonra da zihninizde dolaşmaya devam eden bir kitap.