Cemil Kavukçu'un otobiyografik eseri Angelacoma'nın Duvarları
Kitap 60'lar dan balayıp 80'lerin ortalarına kadar geçen bir zamanda. Küçük bir kasabada ruhunun alabildiğine uzaklaşmak isteği ama bedeninin kalmak zorunda kaldığı için hayallerini sadece hayal eden bir insan hikayesi.
Tabi İnegöl 'ün o yıllardaki köy ile ilçe arsında sıkışmış hangisi olacağına karar veremediği için kasabada kararkılan halindeki o el değmemiş hâl çok güzel.
Cemil Kavukçu kendisi ve ailesi ile ilgili çok fazla detay vermemiş sadece yaşamında önemli yol ayrımlarını ve yaptığı tercihler ile değişen hayat yolculuğunun onu nerelere götürdüğünü hızlı, duygusal ve yalın bir dille anlatmış.
Yaşadığı şehre benzemeyen insanlar o şehirde duvarları aşmak zorundadır. Cemil Kavukçu da Angelacoma'nın duvarlarını gencecik bir delikanlıyken nasıl aşmak isteğini anlatıyor. İçilen ilk sigara, gidilen ilk meyhane, yakalanacağım korkusuyla daha çekici hale gelen işlenen ilk günah.. Ve dostluklar o yılların dostluklarının sıcacık kokusu fırından çıkan ekmek kokusu gibi huzur veriyor.
Bölümler zaman sapmalı ve bazı yerler iç içe geçmiş gibi ama bu durum sizi rahatsız etmiyor. Bir kronoloji yazmamış çünkü, kalbinde ruhunda kalanları anlatmak istemiş.. Ve iyi de yapmış.
Annesi,kitap boyunca annesinin her şartta oğluna olan desteğine hayran oldum. Yıllar sonra bulunan el işi kırlent en çok etkilendiğim oldu.
Eğitim sisteminin o yıllardaki durumu da ayrıca ilginç.
Pes etmeyen bir ruh ve bunu güzelliklerini anlatan bir kalemle buluşmak isteyenler için keyifli okumalar.
Not: çokça kitap önerisi ve ressam önerisi var. Listeme eklendi. Erkin Koray'ın sesini de kulaklarınızda uzun süre duyacaksınız..