ERKEKSİZ KADINLAR... OKUMA SONRASI...
spoiler....
Öncelikle bu kitabı okuduktan sonra şunu fark ettim: Bu kitabın anlatımı da tıpkı Puslu Kıtalar Atlası gibi. Böyle anlatımlara sahip kitapların beni çok daha fazla etkilediğini düşünüyorum. Bazen anladığınız, bazen de anlamadığınız kitap içerisinde yaşanan sembolik ve alegorik olaylar gerçekten insanı etkiliyor. Çocukken ilk kez Bin bir Gece Masalları okuduğum günlere götürdü beni.
Kitap İran'da geçiyor ve her hikâyede yer alan bazı replikler —özellikle Emirhan tarafından söylenenler— dönemin kadına bakış açısını ve İranlı kadınların nasıl yaşadığını, hangi haklardan mahrum bırakıldıklarını çok güzel açıklıyor. Gelelim karakterlere.
Kitap, hiçbir karakteri gereğinden fazla sevmenize izin vermiyor. Başta Ferruhlika karakterini gerçekten çok sevdim ama ilerleyen kısımlarda yaptığı seçimler beni karakterden uzaklaştırdı. Motivasyonunu biraz daha anladıkça Munis karakterini daha çok sevdim.
Mehdoht
Karşımıza bir bağ sahibinin kardeşi olarak çıkıyor. Daha sonrasında yeğenini evin bahçıvanıyla birlikte olurken basıyor ve büyük bir nefretle ölmesini diliyor. Sonrasında Mehdoht kendini bir ağaca benzetiyor; hatta ağaç olmak istiyor. Ağacı da geçin, tohum olmak ve rüzgârla tüm dünyaya yayılmak istiyor. Ben bunu İran'daki kadınların yıllarca dört duvar arasında yaşamak zorunda kalmasına, yaşadıkları ülke dışında hiçbir yeri görememelerine bağlıyorum. Ama Mehdoht yaşını almış bir kadındı, bir öğretmendi; buna rağmen göremediklerini görmeyi arzuluyordu. Ve dileği gerçek oldu. Bir ağaç oldu, çok fazla zorluk çekti ama sonunda tohum olmayı başardı ve tüm dünyaya yayıldı. Bu, tüm kadınların kendileri için umdukları bir sondu.
Faize
Düzgün bir ailenin kızı. İran'daki çoğu insan gibi onun da zihninde kalıplaşmış düşünceler var. Uzun yıllardır arkadaşı olan kişiyi sırf yüzü yuvarlak diye aptal olarak görüyor. Ataerkil bir zihniyete sahip Emirhan ile evlenmeyi kafaya koymuş. Bunun için en yakın arkadaşını öldürmesini kabullenmeyi bile göze almış. Ama o adamın ilk seçeneği olmuyor çünkü adam, eteğinin altından iç çamaşırı gözüktüğü için onun edepsiz olduğunu düşünüyor.
Ölen arkadaşı dirilince dengeler değişiyor. Onunla birlikte Kerec'e doğru yola çıkıyorlar ve yolculuk sırasında tecavüze uğruyor. Bu olay Faize'nin zihnini rahat bırakmıyor çünkü o bir bakire. Ama bu yolculukta yanında olan arkadaşı Munis de bir bakire; fakat o, Faize kadar etkilenmiyor. Nedeni ise şu: Faize hâlâ İran toplumunun düşünce yapısını benimsemiş bir kadın; Munis ise zihninin zincirlerini kırmış ve tecavüzün onun suçu olmadığını, bekaretin namusu simgelemediğini anlamış bir kadın.
Faize bu olayın şokunu, yalnızca Munis ona kocasının onu namussuz olarak görmeyeceğini düşündürdüğünde aşabiliyor. Faize asla ataerkil düşünceyi geride bırakamıyor, insanları yargılamaya devam ediyor. Emirhan ile görüşmeyi sürdürüyor; bunu artık ona âşık olduğu için değil, üste çıkmak için yapıyor.
Ferruhlika bağdan gittiğinde ve herkesin yolu yavaş yavaş ayrılmaya başladığında, o da Emirhan'la bir buluşmasında onunla evleniyor. Emirhan ona ayrı bir ev açmak istediğinde "İkinci kadın olmam." diyor fakat resmî nikâhı kabul ederek yine de ikinci kadın oluyor. Hayatı şahane olmuyor ama çoğu İranlı kadının yaptığı gibi sadece yaşıyor. Süreç boyunca zihninin demirlerini kıramayan, eski hâlini bırakamayan ve dönüp dolaşıp yine aynı yere gelen tek kişi olarak kalıyor.
Munis
Anlaması gerçekten zor bir karakter; özellikle ölüp dirilme meselesi... Benim tahminimce berbat bir şekilde öldüğü ve hiçbir kadının bu şekilde ölmemesini sağlamayı amaç edindiği için ruhu sembolik olarak bu dünyayı terk edemiyor. Benim şahsi favorim.
Öldürülüyor ve hiçbir kadının böyle ölmemesi için uğraşmak istiyor. Tecavüze uğruyor; İran gibi bir toplumda bekaretini bu şekilde kaybediyor fakat bunun kendi suçu olmadığını anlayacak olgunluğa erişmiş. Özellikle motivasyonu çok etkileyici ama ona en son değineceğim; öncelikle karakteri anlatmak istiyorum.
Kötülüğü tatmış olması ama onu anlamamış olması bence en güzel metafordu. Zihin okuyabiliyor ama çözüm bulamıyordu çünkü insanların neden kötü düşündüğünü ve neden kötülük yaptığını anlamıyordu. Faize'nin düşündüğü gibi aptal değildi ama saftı.
Gelelim en etkileyici kısım olan motivasyonuna. Munis yaşadığı toplumu anlamıyordu; gezmek, görmek ve en çok da öğrenmek istiyordu. Karakterin gelişiminde okuduğu kitabın çok fazla etkisi var. Faize ile de yolculuğa bu yüzden çıkıyor. Dünyayı dolaşmak istiyor, ışık olmak istiyor çünkü dünyanın tamamında sonsuz ve sınırsız olarak bulunan tek şey ışık. Yedi yıl çöllerde kalıp sonrasında öğretmen olması kısmını anlayamadım ama kesinlikle araştıracağım.
Ferruhlika
Kitaptaki en iyi bölüm kesinlikle onun ilk bölümüydü; içimdeki romantiği ayağa kaldırdı. Başkasına âşık ama evli bir kadın.
Burada kocasına da bir parantez açmak lazım. Kocasının karısının ilgisini istemesi, gözlerinin içine her zaman küçümseyerek bakması ama ondan uzak olduğunda ve kadın gözlerine bakmadığında ona ne kadar âşık olduğunu hatırlaması... Belki de kafasında yarattığı kadına âşıktı.
Okumuş ve eğitimli bir kadın; bu kadar kadının içinde en modern kişi o. Sevdiği adamı kaybediyor; hayal kurmak bile zor onun için, tıpkı İran'daki tüm kadınlar gibi. Tepesinde onu sürekli aşağılayan bir adam var; zihninin derinliklerine dalabilmesi için bile onun evden gitmesi gerekiyor.
Hatta durum artık o kadar absürt ki adam ona yıllar sonra ilk defa "sevgilim" diye seslenince onu öldürmek istediğini düşünüyor ve sonunda o adamı öldürüyor. Daha sonrasında bağ evini yaptırıyor ve kadınlara sahip çıkıyor.
Modern replikleri ve bakış açısıyla başta en sevdiğim karakter oldu ama özellikle kitabın sonlarında bunu sadece kendi amaçları için yaptığını fark edince karakterden soğudum. Sonra eskiden âşık olduğu adamın çok yakın bir dostuyla evleniyor ve yurt dışına gidiyor. Asıl amacı ünlü olmak; şiir yazmaya çalışıyor ama bitiremiyor. Resim modeli oluyor ama sadece bir günlüğüne ilgi odağı olabiliyor.
Her şeyin sonunda aşk dolu değil ama saygı dolu bir evliliği oluyor. Hayır işleriyle uğraşıyor ama hiçbir zaman insanların gözündeki ilk kişi olmuyor. Hep bir adamın eşi olarak kalıyor.
Zerrinkülah
Bir hayat kadını. Hikâyesi anlaması en zor olanıydı bence. Tam kafamda bir şeyler canlanacak diyorum ama olmuyor. Namaz kılmadan önce saatlerce yıkanması kısmı çok etkileyiciydi; yaptıkları yüzünden kendini kirli hissediyordu.
Genelevden kaçtı ve bir bahçıvanın peşine takılarak bağ evine geldi. Burada bahçıvanla evlendi ve bir nilüfer çiçeği doğurdu. Bu çiçek sayesinde Mehdoht beslendi.
Bence bu nilüfer çiçeği de kesinlikle bir metafor; evet, kadının rahmini ve doğurganlığı simgeliyor ama Zerrin'in hikâyesiyle bağlamayı nedense beceremedim. Daha sonra herkes ayrılınca eşi bahçıvan ve çocukları, nilüfer çiçeğine binerek duman hâlinde göğe yükseliyorlar.
Anlaması en zor hikâyeydi gerçekten; olayları birbirine bağlamakta zorlandım. Bu yüzden karakter hakkında çok fazla şey yazamıyorum.
Bahçıvan
Bence bu karaktere de bir parantez açmak gerek. Zerrin genelevde erkeklerin yüzünü göremiyor ama bu adamın yüzünü görüp peşine takılıyor ve daha sonrasında onunla evleniyor. Ben bunu onun iyi biri olmasına bağladım ama Mehdoht'un hikâyesindeki yeğenle birlikte olan bahçıvanın da o olabileceğini düşündüm çünkü kendini o ağacı yeşertmeye adıyor.
Kitap gerçekten güzeldi ama benim kafamda hayal ettiğim gibi değildi. Beklentimi karşıladı ama daha farklı bir şekilde; ben daha açık bir toplumsal eleştiri bekliyordum. Buna rağmen bu hâli de oldukça güzeldi ve beni etkiledi.
Bu yazıyı kitap hakkında detayları okumadan, kitabı bitirdikten hemen sonra aklımda kalanlarla yazdım. Bu yüzden yanlış anladığım ya da eksik yorumladığım yerler olabilir.