·440 syf.····Okunma: 30 Mayıs 2026 19:22 Bazı kitaplar vardır, okur kapatır ve hayatına devam eder. Bazıları vardır, kapağı kapandıktan sonra da zihninizde dolaşmaya devam eder. Ayfer Tunç'un Annemin Uyurgezer Geceleri benim için ikinci gruba dahil oldu. Hatta dürüst olmak gerekirse, kitabı bitirdikten sonra kendi aile tarihimi sorgulamaya başladım. "Acaba bizim evde de kimsenin anlatmadığı bir sır mı var?" diye düşündüm. Neyse ki annem gece uykusunda konuşmuyor.
Romanın çıkış noktası oldukça çarpıcı: Bir gece, annesinin uyurgezer hâlde söylediği sözler Şehnaz'ın hayatında yıllardır yerli yerinde duran taşları yerinden oynatıyor. Bundan sonrası bir aile sırrının peşine düşmekten çok, hafızanın karanlık dehlizlerinde yapılan bir kazıya dönüşüyor. Adeta bir arkeolojik çalışma; fakat bulunanlar antik vazolar değil, yıllarca üzeri örtülmüş duygular.
Kitap boyunca beni en çok etkileyen şeylerden biri "unutamamak" fikri oldu. Günümüzde sürekli hafızamızı güçlendirmekten, daha çok şey hatırlamaktan söz ediyoruz. Oysa Ayfer Tunç başka bir soru soruyor: Ya her şeyi hatırlamak bir yetenek değil de bir ceza ise? Şehnaz'ın zihni tam da böyle çalışıyor. Geçmiş onun peşini bırakmıyor; eski yaralar kabuk bağlamak yerine sürekli yeniden açılıyor. Okurken kendi kendime düşündüm: İnsan bazen unutabildiği kadar mı özgür?
Roman aynı zamanda kadınların kuşaklar boyunca birbirlerine bıraktıkları görünmez mirasları da anlatıyor. Anneanne, anne ve kız... Her biri farklı hayatlar yaşamış gibi görünse de aynı duvarlara çarpıyorlar. Burada okur olarak ister istemez şu soruyla baş başa kalıyorsunuz: Biz gerçekten kendi hikâyemizi mi yaşıyoruz, yoksa bizden önce yazılmış bir senaryonun farklı oyuncuları mıyız?
Ayfer Tunç'un karakter yaratmadaki başarısı zaten bilinen bir gerçek. Bu romanda da karakterler siyah-beyaz değil; herkes biraz haklı, biraz haksız, biraz mağdur, biraz suçlu. Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi. Bu yüzden karakterleri yargılamak yerine anlamaya çalışırken buldum kendimi.
Kitabın dili yer yer yoğun ve psikolojik çözümlemeler oldukça derin. Ancak bu yoğunluk metni ağırlaştırmıyor; aksine karakterlerin iç dünyasına daha fazla yaklaşmamızı sağlıyor. Özellikle Şehnaz'ın zihnindeki karmaşa, okurun zihnine de bulaşıyor. Bazı bölümlerde "Ben şu an roman mı okuyorum, terapi seansına mı katılıyorum?" diye düşündüğümü itiraf etmeliyim.
Sonuç olarak Annemin Uyurgezer Geceleri, bir aile hikâyesinin çok ötesine geçen; hafıza, kadınlık, aşk, iktidar ve geçmişle hesaplaşma üzerine güçlü bir roman. Kitabı bitirdiğinizde bütün soruların cevabını bulmuş olmuyorsunuz. Tam tersine, yeni sorularla baş başa kalıyorsunuz. Belki de Ayfer Tunç'un asıl başarısı burada yatıyor: Okuru cevaplarla değil, düşüncelerle uğurlamakta.
Kitabı kapattıktan sonra aklımda kalan en büyük soru şu oldu: İnsan geçmişinden gerçekten kurtulabilir mi, yoksa hepimiz biraz uyurgezer gibi, farkında olmadan geçmişimizin izinde mi yürüyoruz?Ve en önemlisi,babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi?