Puan vermedi·592 syf.····Okunma: 08 Mart 2026 17:24 Fransız edebiyatıyla aram oldukca iyidir aslında ama bu romanla aramıza mesafe koyabilirim.
19. yüzyıl Fransız romanlarındaki o uzun psikolojik çözümlemeler, toplumsal statü mücadeleleri ve karakterlerin bitmek bilmeyen iç hesaplaşmaları bilindik hikaye ve kuşkusuz Stendhal' da güçlü bir gözlemci ve yetenekli bir yazar. İnsan ruhunun karmaşıklığını, dönemin toplumsal yapısını ve sınıf çatışmalarını başarılı bir şekilde aktarmıs ama yazarın yaşadığı dönemin siyasi ve sosyal atmosferi romana o kadar yoğun bir şekilde sinmiş ki, bu durum cok yorucuydu. Edebi değerini inkar etmek mümkün değil ama her değerli eser aynı zamanda keyifli olacak ya da sevilecek anlamına gelmiyor.
Yüzlerce sayfa boyunca Julien'in kibri, kararsızlığı ve çelişkileri beni fazlasıyla rahatsız etti. Bir an tutkularının peşinden giden, bir an toplumun onayını arayan, bir an sevdiğini söyleyip bir sonraki anda her şeyi bir hesap meselesine dönüştüren bu karakterle bağ kurmakta zorlandım. Onun iç çatışmalarını derinlik olarak görmekten çok, aynı döngülerin tekrar tekrar yaşanması beni cok sıktı. Başarısızlıklarının önemli bir kısmı toplumdan değil, kendi gururundan ve bitmek bilmeyen hırslarından kaynaklıydı.
Mathilde ve Madame de Renal' de benim için ayrı birer iticilik unsuruydu. Bu yüzden romandaki ilişkiler duygusal bir yakınlık yaratmak yerine çoğu zaman yorucu bir güç mücadelesi gibi hissettirdi.
Madame de Rênal ile yaşadığı yasak aşk çok yapaydı başlarda, gerçi sonunu getiren de bu aşk oldu. Mademoiselle de La Mole ise bambaşka bir uçtaydı, sevgiyle değil, tutkuyla ve gururla hareket eden bir karakterdi. Julien'e duyduğu ilgi bile çoğu zaman onun kişiliğinden çok, onu diğer erkeklerden farklı ve ulaşılması zor bulmasından kaynaklanıyormuş gibi hissettirdi. İkisi arasındaki ilişki de samimi bi duygusal yakınlıktan çok, karşılıklı bir güç ve üstünlük mücadelesine dönüştü. Mathilde'in sürekli değişen ruh hali, hayranlık ile küçümseme arasında gidip gelmesi, Julien'in zaten karmaşık olan karakterini daha da yorucu bir hale getirdi. Onların ilişkisi romantik bir hikayeden çok, iki büyük egonun çatışması gibiydi..
Stendhal'in toplumsal eleştirisi ve karakter çözümlemeleri elbette değerli ama bir romanın içinde bu kadar uzun süre vakit geçirdiğim karakterlere karşı en azından bir miktar yakınlık hissedebilmeyi beklerdim. Kırmızı ve Siyah bende hayranlık değil, daha çok sabır sınayan bir okuma deneyimi bıraktı. Romanı bitirdiğimde Julien'in trajedisinden etkilenmekten çok, onunla geçirdiğim uzun ve çalkantılı yolculuğun sona ermesine sevindim. Kitabın edebi önemini kabul etmekle birlikte, kişisel olarak sevdiğim romanlar arasına giremedi ne yazık ki...